artık varım!
- Tarih: 15-04-2009
- ( 0 ) Yorum Yazilmis
- |
Oldum olası sevmediğim şu 18 yaş sınırı muhabbeti, 12 nisan 2009 tarihi itibari ile benim için olsa ne olur olmasa ne olur şeklinde bir hal almıştır. Evet 18 yaşını doldurdum nihayet. 18 yaşın altında olduğum için çektiğim en büyük sıkıntı banka havalesi yapmak oluyordu. Annemin üzerine olan bir hesabı kulanıyordum ve ne yapsam cep telefonuna mesaj gidiyordu, annemi arayıp gelen şifreyi almam gerekiyordu. artık gerek kalmadı.
Düşünüyorum 1 hafta öncekinden farklı olan birşey varmı diye ve bulamıyorum birşeyler. Peki madem öyle neden 1 hafta önce yasal olarak barlarda içemiyordum ben. Yada kendi paramı bankaya kendi üzerime yatırıp istediklerimi internet üzerinden satın alamıyordum ? Sınırlamaların ezbere değil kişiye özel yapabilme yetisine göre konulması gerekiyor.
Biz nasıl yaşıyoruz ki ?
- Tarih: 06-04-2009
- ( 2 ) Yorum Yazilmis
- |
“ayy geçen gün meyil geldi kolada böcek varmışş içmem ben onu” diyen arkadaş yüzündeki pudranında, elindeki ojenin aynı böcekten yapıldığın farkında değildi sanırım…
Kolayı savunan bir yazı yazmıyacağım, çünkü zaten çok fazla tüketen birisi değilim ancak tüketmememin böcekle falan alakası yok. İnsanlar kendilerinin doğal bir şey olduğunu unutmuş durumdalar dünyanın yalnızca şehirlerden oluştuğunu düşünüyorlar artık. Neredeyse yemekleri topraktan elde ettiğimizi unutur gibi oldular. Yazıyı okuyupda ayy sebzeler topraktan geliyo pis diyenler olursa şaşırmam sanırım. Kolada kullanılan böcek bir çok insanın içmekten vazgeçmesini sağlamış. Tamamen doğal maddelerden üretilmiştir, yazısının ne anlama geldiğini bir daha düşünelim. İçtiğiniz ilaçlarda, çoğu kozmatik ürünlerinde, boyalarda, reçelde, dondurmada böcek var. Artık doğa ile içiçe değiliz ancak yine hayvanları yiyor, topraklardan çıkan yemekleri tüketiyor ve böceklerden de faydalanıyoruz. Ölüler toprağa gidiyor ve biz aynı topraktan yemek yiyoruz, tavuğun yumurtasını yiyoruz! ayy ne kadar iğrenç deme kendine gel! biz buyuz. İnsan böyle bişey!
Bebekler neden mutludur ?
- Tarih: 05-04-2009
- ( 0 ) Yorum Yazilmis
- |
Doğan bebekler her ne kadar ağlayarak doğsa da bir süre sonra mutlu oluyorlar. Gerçekten mutlular ve onların kahkahalarını izlemek neredeyse herkesi gülümsetmeyi başarıyor. Onlar hiç bir şeyin farkında değil, bizi mutsuz eden hayat şeklinde bir yaklaşım yapmayacağım. İlginç bir teorim var onu paylaşacağım. B.A.Y. (bebekler anı yaşar) Teorisi.
Acaba gün içerisinde ne kadar süreyi içinde bulunduğunuz günü düşünerek geçiriyoruz? diye soralım, kendim ve çevremdekiler genelde çok az diye cevaplıyor bu soruyu. Aslında bugünü düşünmekte pek çözüm sayılmaz bu anı düşünmek gerekiyor. Eğer bir gün boyunca bunu başarabilirseniz bir daha bırakmak istemeyeceksiniz. Genelde yarını veya dün’ü düşünüyoruz bugün arada gidiyor hep, bugünü sadece dün oldukdan sonra düşünüyoruz ve buda hatırlanacak hoş anılar dışında pek mutlu etmiyor bizi.
Düşünün, arkadaşlarınızla eğlenceli bir sohbet ederken veya eğlenceli bir aktivite yaparken mutlu olmamızın sebeplerinden bir tanesi o anı yaşadığımızdan mı kaynaklanıyor acaba. Evet belki çünkü o zamanlarda dün veya yarın diğer zamanlardakinden daha az yer kaplıyor düşüncelerimizde ve birde bakmışız ki gülümsüyoruz. Düşündük, kulağa mantıklı geliyor, hadi şimdi bir de test yapalım.
Hiç bir şey yapmanıza gerek yok şuanda bu yazıyı okuyorsanız durun, yarını ve dünü düşünmeyin! Ve kendinize ben şuanda bu yazıyı okuyorum, diyip yazıyı okumaya devam edin. Yazıyı okuduğunuzu düşünün. Şuanda yazıyı okuyorsunuz önemli olan bu! Deneyen ve başarabilenlerden bir çoğu bu yazının bu paragrafından sonra daha çok keyif alarak okuyacaktır. Mutlu olmak isterseniz günlük hayatta yaptığınız şeyleri otomatik olarak değil, düşünerek yapın.
Peki soralım şimdi, bebekler neden mutludur? Bence onların kafasında yarın veya dün olmamasından kaynaklanıyor bu durum. Onlar yaptıkları şeyle ilgilenirler mesela annesinin kucağındayken “şu anda annemin kucağındayım” diye düşünürler, hiç bir bebeğin “annem beni kucağından bırakınca” dediğini düşünmüyorum. Biz büyüdükçe anı yaşamayı unutuyoruz. Aaa anı yaşamaktan bahsediyor bu çocuk diyenler olucak, evet anı yaşa diyoruz ama ne olduğunu gerçekten düşünen olmuşmuydu içinizde?
Yarını düşünmezsek nasıl geçineceğiz, yaşayacağız diyenler olabilir. Ben bundan bahsetmedim zaten anı yaşayabilmekten bahsettim.
yuvadan çıkmadan ölüyoruz.
- Tarih: 03-04-2009
- ( 4 ) Yorum Yazilmis
- |
Karıncalar önlerinde bir taş oldukları zaman etrafından dolaşırlar.
İnsan doğduğu zaman muhteşem bir varlık olarak doğuyor, herşeyi yapabilir bir varlık gibi. Ancak biz süregelmiş yaşamımızda, var olan sisteme dahil ediyoruz o çocuğu. Önüne sınırları yerleştiriyoruz, dört duvar arasına alıp onun sonsuz ufuk çizgisinin yerine bir sınır koyuyoruz, sonrasında biz nasıl yetiştirirsek öyle büyüyor o çocuk. Doğduğu ülkeden veya doğduğu şehirden ayrılmadan ölen kişiler neden bu kadar fazla ? Ya da ülke dışına çıkmak neden çok kolay değil ? Neden böyle bir sistem var bu dünyada.
Şimdi sistemi düşünelim, herşeyi yapabilecek, farklı şeyler üretebilecek bir şekilde doğuyorsunuz. Sonrasında daha önceden sınırlandırılmış ve körleştirilmiş, toplumun en küçük kancası olan aileler size hayattaki kuralları ve toplum içinde nasıl yaşanacağını öğretmeye başlıyor. Öğrendiğiniz herşey yeni bir sınır olarak geliyor karşınıza. Yavaş yavaş kör olmaya başlıyorsunuz, doğduğunuz zaman çok gelişmiş olan en önemli yeteneğinizi büyüdükçe kaybediyorsunuz. Bu yetenek hayalgücünüz. Hayalgücü gidince beyin artık eskisi kadar aktif kullanılmıyor, sürekli bir hipnoz içerisinde yaşamaya başlıyorsunuz size söylenilenleri yapıyorsunuz. Artık sizde bir toplum üyesi olmaya başladınız.
Toplum üyesi olmaya başladıkdan sonra, artık bu topluma yararlı olma zorunluluğunuz ortaya çıkıyor. Bu yüzden okula gitmek zorundasınız, en başlarda neden gittiğinizi pekde bilmiyorsunuz aslında sonradan size şunu diyorlar. “Bizim bu sistemi devam ettirebilmek için; doktorlara, muhendislere, bakkallara, işçilere ihtiyacımız var! Sizde bunlardan biri olacaksınız, eğer bunlardan birisi olmazsanız hiç bir işe yaramazsınız ve hiç bir işe yaramamak kötü bişeydir, insandan bile sayılmazsınız.” O zaman bir seçim şansınız oluyor gibi ama aslında seçtikleriniz istedikleriniz değil. Onlar sadece birer seçenek ve sizde bunlardan birisini seçiyorsunuz ve bunu kendinizin istediğini zannediyorsunuz, ancak aslında bunu sistem istiyor…
Devamını henüz yaşamadım ancak şimdilik gördüğüm kadarı ile mutsuz insanlar oluyor. Muthiş bir eşitsizlik ve rütbe farkları. Bu sistem içinde iyi olanlar iyi yerlere geliyor. Ancak onlarda gerçekten iyimi yoksa güzel uyum sağladıkları için mi oradalar. Yani iyimi körleşmişler diye düşünmek gerekiyor.
Karıncalar önlerinde bir taş oldukları zaman etrafından dolaşırlar, biz yuvadan çıkmadan ölüyoruz.
Antkart logosu çalıntı çıktı.
- Tarih: 30-03-2009
- ( 8 ) Yorum Yazilmis
- |
Antkart ilk çıktığından beri bir sürü sevmeme nedeni buldum ve bunlardan bir tanesi ise logosuydu. Facebook da dolaşırken bir resim buldum ve hemen daha önce kurduğum Antkart “Yükleme noktasına kadar yürüten kart” isimli anti antkart grubumda paylaştım bu fotografı. Sizde bakın muthiş benzerliği fark edeceksiniz eminim.
kurtulalım ?
- Tarih: 21-03-2009
- ( 0 ) Yorum Yazilmis
- |
ÖSS yaklaşıyor, çevremdekiler çok yoğun hafta içi okula gidenler, okuldan sonra dersane, özel derse gidenler, hafta sonları deneme sınavlarına gidenler ne ararsanız var!
Puanla girmeye çalışan kişiler şuan bize göre biraz daha fazla yoğun, çünkü biz bazı günler okuldan sonra serbest kalıyoruz. Ancak bizimde karşımızda ÖSS sınavından sonra bir Özel Yetenek Sınavı var ki, bu gerçekten çok stress li bir olay. Puanla giren kişiler 15 haziran sabahı ipini asmış ununu elemiş kişiler olarak uyanırken bir eylül aynına kad
ar ÇİZ! ÇİZ! ÇİZ! şeklinde devam ediyoruz, Eee sınavlar var çünkü. Ve rakiplerimiz genelde liseyi bitirmiş hazırlanan insanlar oldukları için biz okula giderken gelişmeye devam ettiler.
Şuanda hafta içi okul hafta sonu kurs tekrar okul tekrar kurs, deneme sınavları, okul sınavları, sevilmeyen dersler, üniversite tanıtımları “ne istiyorum?, neresi en iyisi?“ sorularının cevabını arıyoruz. Bazen bir kenarda dururken yanınızdakilere “off arkadaşlar bitsin artık da KURTULALIM” diyoruz. Yanınızdaki arkadaşlarınız artık sizin takım arkadaşlarınız gibi oluyor, her ne kadar hocalarınız onlar sizin rakibiniz desede, artık onlar sizin kardeşiniz gibi geliyor size ve istesenizde istemesenizde onları çok seviyorsunuz bir süre sonra… “Bitsin artık da KURTULALIM” diyoruz, yoğunluk bittiği ve herkes üniversiteye gittikden sonra arkadaşlarınızda gidecek ve biz bunu hatırlamıyoruz.. Aslında ne kadar açık ve unutulmaması gereken bişey gibi olsada biz bunu unutuyoruz. Bazen aklınıza geliyor ama zaman içinde tekrar unutuyorsunuz. Sanki her zaman hep onlarla olacakmışsınız gibi geliyor. O yüzden şimdi yoğunluk geçsemi yoksa bugünlerin tadınımı çıkarsak diye düşünüyorum şimdi.














