DY #0000001

deneme-yanilma

İnanmayın: Geçen gün okulda youtube’a erişim yasağı kalkmış diye bir söylenti yayıldı. Bugün aklıma gelince proxy programımı kaldırıp bir deneyeyim dedim, ancak youtube.com yazmamla birlikte öyle birşey olmadığını anladım dolayısı ile sazan durumuna düştüm biraz.

Açın şu pencereleri: Son zamanlarda okulun yarım gün olmasıyla birlikte tekrardan dolmuşu çok sık kullanır hale geldim.  Ve şunu fark ettim, Antalya da insanlar nisan ayının sonlarında güneşin tepede ve kavurucu olduğu saatlerde 30 kişi sıkış tıkış doluştuğu dolmuşlarda pencereleri açmıyor. Bindikten hemen sonra bir pencere keşfine çıkıp dolmuşun havalanması ve birazda rüzgar esmesini sağlıyorum. Ama bunu sadece ben yapmayayım. Açın şu pencereleri.

Bi bakarmısınız: Dönerciler çarşısı bugünlerde altın günlerini yaşıyor olmalı. Her zaman önünden geçerken birşeyler yemeğe zorlandığınız dönerciler çarşısında en son birini zorla içeri sokmaya çalışırlarken gördüm. Hani cezası vardı bu işlerin ?

Eğer şehir dışına çıkmak istiyorsanız tam zamanı: Geçen gün haberdar oldum ve koşarak bilet aldım, pamukkale turizim gidiş biletini alana dönüş biletini hediye ediyor. Ankaraya gidiş dönüş bilet aldım ve 35TL ödedim. Öğrenciler bu kampanyayı çok sevicek galiba.

Resmi Tatil: Sabah 1 de uyandım uykumu almıştım, bir güzel duş aldım. Kahvaltıdan önce blog yazıyorum 23 Nisan iyiki resmi tatil.

CRT monitör kullanıyorsanız: Uzun zamandır kafamda LCD monitör alma planları vardı ve sonunda gerçekleştirdim. Eğer CRT kullanıyorsanız ve kafanızda LCD alma planlarınız varsa çok erkelemeyin. Masadaki muthiş rahatlık ve daha büyük görüntü insanı çok mutlu ediyor.  (Samsung 22″ 2233SN aldım tavsiye ederim.)

ÖSS takvimi: Bir zamanlar öss takvimi yapmıştık okulda hergün bir sayfasını yırtıp şu kadar zaman kaldı diyorduk. Dün fark ettim ki öss takvimi bir broşür kadar incelmiş. Galiba mezuniyete az kaldı…

Toplama kampı: Sitemde sağ kolonda kullandığım toplama kampı bölümünü insanlar ne olduğunu anlamadığı için değiştirdim. Sağ kolondaki toplama kampı bölümünden internet üzerinde bulduğum ilginç şeyleri bazen direkt bazen benim küçük yorumlarımla beraber görebilirsiniz.

Mause’undan memnun olmayanlar: LCD monitör haberinden sonra, birde ucuz çaplı bir değişimi haber vereceğim. 12$ gibi bir paraya programlanabilir mause aldım üzerindeki fazla tuşlara istediğiniz özellikleri atayabiliyorsunuz. Eğer klavyeye dokunmadan çalışmak istiyorsanız çok tavsiye ederim. (A4 Tech X5-57D)

Küçük bir video geliyor: Bir süredir bloga düzenli yazamamamın sebebi çok kısa belgesel tadında bir video çekmemizdir. Abimin üniversite projesi için çektiğimiz videoların montajı ile uğraşmaktayız ve çok zaman yiyor, bitince burada yer alır heralde.

Kısaca: Youtube açılmadı, dolmuşlarda insanlar kokuyu fark etmiyor, dönerciler çarşısında insanlar yemeğe zorlanıyor, otobüs bilet fiyatlarında muthiş indirim var, tatil yaradı, öss ye az kaldı, lcd monitör süper, mause’unuzu değiştirin, video çekiyoruz.

hala şansım varken

cocuksevgiBir hayat deneyimidir, herkes tarafından bilinir ancak uygulayan çok azdır. Bende bana hatırlatması ve uygulamam gerektiğini bildiğim için yazıyorum.

Kapıdan çıktığımız zaman veya  akşam yatağımıza girdiğimiz zaman ölsek, söylemek istediklerimiz ancak söyleyemediklerimiz, isteyip de ertelediklerimiz  varsa onları ertelemeden yapalım. Çünkü şansımızı kaybetmeden yaparsak keşke demediğimiz için mutlu yaşarız.  “hala şansım varken” daha dikkatli olma kararı alıyorum. Çünkü kaybettikden sonra keşke demek pek mutluluk vermiyor insana ve bunu tekrar tekrar yaşadıkdan sonra aynı hataları yapınca neden diye sorasım geliyor kendime.

artık varım!

Oldum olası sevmediğim şu 18 yaş sınırı muhabbeti, 12 nisan 2009 tarihi itibari ile benim için olsa ne olur olmasa ne olur şeklinde bir hal almıştır. Evet 18 yaşını doldurdum nihayet. 18 yaşın altında olduğum için çektiğim en büyük sıkıntı banka havalesi yapmak oluyordu. Annemin üzerine olan bir hesabı kulanıyordum ve ne yapsam cep telefonuna mesaj gidiyordu, annemi arayıp gelen şifreyi almam gerekiyordu. artık gerek kalmadı.

Düşünüyorum 1 hafta öncekinden farklı olan birşey varmı diye ve bulamıyorum birşeyler. Peki madem öyle neden 1 hafta önce yasal olarak barlarda içemiyordum ben. Yada kendi paramı bankaya kendi üzerime yatırıp istediklerimi internet üzerinden satın alamıyordum ?  Sınırlamaların ezbere değil kişiye özel yapabilme yetisine göre konulması gerekiyor.

Biz nasıl yaşıyoruz ki ?

ugur_bocegi“ayy geçen gün meyil geldi kolada böcek varmışş içmem ben onu” diyen arkadaş yüzündeki pudranında, elindeki ojenin aynı böcekten yapıldığın farkında değildi sanırım…

Kolayı savunan bir yazı yazmıyacağım, çünkü zaten çok fazla tüketen birisi değilim ancak tüketmememin böcekle falan alakası yok. İnsanlar kendilerinin doğal bir şey olduğunu unutmuş durumdalar dünyanın yalnızca şehirlerden oluştuğunu düşünüyorlar artık. Neredeyse yemekleri topraktan elde ettiğimizi unutur gibi oldular. Yazıyı okuyupda ayy sebzeler topraktan geliyo pis diyenler olursa şaşırmam sanırım. Kolada kullanılan böcek bir çok insanın içmekten vazgeçmesini sağlamış. Tamamen doğal maddelerden üretilmiştir, yazısının ne anlama geldiğini bir daha düşünelim. İçtiğiniz ilaçlarda, çoğu kozmatik ürünlerinde, boyalarda, reçelde, dondurmada böcek var. Artık doğa ile içiçe değiliz ancak yine hayvanları yiyor, topraklardan çıkan yemekleri tüketiyor ve böceklerden de faydalanıyoruz. Ölüler toprağa gidiyor ve biz aynı topraktan yemek yiyoruz, tavuğun yumurtasını yiyoruz! ayy ne kadar iğrenç deme kendine gel! biz buyuz. İnsan böyle bişey!

Bebekler neden mutludur ?

3410128652_7eb35e047e Doğan bebekler her ne kadar ağlayarak doğsa da bir süre sonra mutlu oluyorlar. Gerçekten mutlular ve onların kahkahalarını izlemek neredeyse herkesi gülümsetmeyi başarıyor. Onlar hiç bir şeyin farkında değil, bizi mutsuz eden hayat şeklinde bir yaklaşım yapmayacağım. İlginç bir teorim var onu paylaşacağım. B.A.Y. (bebekler anı yaşar) Teorisi.

Acaba gün içerisinde ne kadar süreyi içinde bulunduğunuz günü düşünerek geçiriyoruz? diye soralım, kendim ve çevremdekiler genelde çok az diye cevaplıyor bu soruyu. Aslında bugünü düşünmekte pek çözüm sayılmaz bu anı düşünmek gerekiyor. Eğer bir gün boyunca bunu başarabilirseniz bir daha bırakmak istemeyeceksiniz. Genelde yarını veya dün’ü düşünüyoruz bugün arada gidiyor hep, bugünü sadece dün oldukdan sonra düşünüyoruz ve buda hatırlanacak hoş anılar dışında pek mutlu etmiyor bizi.

Düşünün, arkadaşlarınızla eğlenceli bir sohbet ederken veya eğlenceli bir aktivite yaparken mutlu olmamızın sebeplerinden bir tanesi o anı yaşadığımızdan mı kaynaklanıyor acaba. Evet belki çünkü o zamanlarda dün veya yarın diğer zamanlardakinden daha az yer kaplıyor düşüncelerimizde ve birde bakmışız ki gülümsüyoruz. Düşündük, kulağa mantıklı geliyor, hadi şimdi bir de test yapalım.

Hiç bir şey yapmanıza gerek yok şuanda bu yazıyı okuyorsanız durun, yarını ve dünü düşünmeyin! Ve kendinize ben şuanda bu yazıyı okuyorum, diyip yazıyı okumaya devam edin. Yazıyı okuduğunuzu düşünün. Şuanda yazıyı okuyorsunuz önemli olan bu! Deneyen ve başarabilenlerden bir çoğu bu yazının bu paragrafından sonra daha çok keyif alarak okuyacaktır. Mutlu olmak isterseniz günlük hayatta yaptığınız şeyleri otomatik olarak değil, düşünerek yapın.

Peki soralım şimdi, bebekler neden mutludur? Bence onların kafasında yarın veya dün olmamasından kaynaklanıyor bu durum. Onlar yaptıkları şeyle ilgilenirler mesela annesinin kucağındayken “şu anda annemin kucağındayım” diye düşünürler, hiç bir bebeğin “annem beni kucağından bırakınca” dediğini düşünmüyorum. Biz büyüdükçe anı yaşamayı unutuyoruz. Aaa anı yaşamaktan bahsediyor bu çocuk diyenler olucak, evet anı yaşa diyoruz ama ne olduğunu gerçekten düşünen olmuşmuydu içinizde?

Yarını düşünmezsek nasıl geçineceğiz, yaşayacağız diyenler olabilir. Ben bundan bahsetmedim zaten anı yaşayabilmekten bahsettim.

yuvadan çıkmadan ölüyoruz.

img_0621Karıncalar önlerinde bir taş oldukları zaman etrafından dolaşırlar.

İnsan doğduğu zaman muhteşem bir varlık olarak doğuyor, herşeyi yapabilir bir varlık gibi. Ancak biz  süregelmiş yaşamımızda, var olan sisteme dahil ediyoruz o çocuğu. Önüne sınırları yerleştiriyoruz, dört duvar arasına alıp onun sonsuz ufuk çizgisinin yerine bir sınır koyuyoruz, sonrasında biz nasıl yetiştirirsek öyle büyüyor o çocuk.  Doğduğu ülkeden veya doğduğu şehirden ayrılmadan ölen kişiler neden bu kadar fazla ? Ya da ülke dışına çıkmak neden çok kolay değil ? Neden böyle bir sistem var bu dünyada.

Şimdi sistemi düşünelim, herşeyi yapabilecek, farklı şeyler üretebilecek bir şekilde doğuyorsunuz. Sonrasında daha önceden sınırlandırılmış ve körleştirilmiş, toplumun en küçük kancası olan aileler size hayattaki kuralları ve toplum içinde nasıl yaşanacağını öğretmeye başlıyor.  Öğrendiğiniz herşey yeni bir sınır olarak geliyor karşınıza. Yavaş yavaş kör olmaya başlıyorsunuz, doğduğunuz zaman çok gelişmiş olan en önemli yeteneğinizi büyüdükçe kaybediyorsunuz. Bu yetenek hayalgücünüz. Hayalgücü gidince beyin artık eskisi kadar aktif kullanılmıyor, sürekli bir hipnoz içerisinde yaşamaya başlıyorsunuz size söylenilenleri yapıyorsunuz. Artık sizde bir toplum üyesi olmaya başladınız.

Toplum üyesi olmaya başladıkdan sonra, artık bu topluma yararlı olma zorunluluğunuz ortaya çıkıyor. Bu yüzden okula gitmek zorundasınız, en başlarda neden gittiğinizi pekde bilmiyorsunuz aslında sonradan size şunu diyorlar. “Bizim bu sistemi devam ettirebilmek için; doktorlara, muhendislere, bakkallara, işçilere ihtiyacımız var! Sizde bunlardan biri olacaksınız, eğer bunlardan birisi olmazsanız hiç bir işe yaramazsınız ve hiç bir işe yaramamak kötü bişeydir, insandan bile sayılmazsınız.” O zaman bir seçim şansınız oluyor gibi ama aslında seçtikleriniz istedikleriniz değil. Onlar sadece birer seçenek ve sizde bunlardan birisini seçiyorsunuz ve bunu kendinizin istediğini zannediyorsunuz, ancak aslında bunu sistem istiyor…

Devamını henüz yaşamadım ancak şimdilik gördüğüm kadarı ile mutsuz insanlar oluyor. Muthiş bir eşitsizlik ve rütbe farkları. Bu sistem içinde iyi olanlar iyi yerlere geliyor. Ancak onlarda gerçekten iyimi yoksa güzel uyum sağladıkları için mi oradalar. Yani iyimi körleşmişler diye düşünmek gerekiyor.

Karıncalar önlerinde bir taş oldukları zaman etrafından dolaşırlar, biz yuvadan çıkmadan ölüyoruz.

 
image
image
 

Twitter

Follow @asilbalaban (47 followers)
 
 

Flickr’den Son Resimler

A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
 
 

Alexa’da Asilblog

27.8.09 - 12,314,767
27.8.09 - 10,361,640
30.8.09 - 7,966,344
01.9.09 - 8,935,067
05.9.09 - 7,438,133
12.9.09 - 5,484,499
19.9.09 - 5,157,079
25.9.09 - 4,395,617
6.10.09 - 4,025,378
11.10.09 - 3,734,125
13.10.09 - 3,572,392
03.11.09 - 3,301,227
15.10.09 - 3,580,429
18.10.09 - 3,585,024
23.10.09 - 3,618,303
25.10.09 - 3,624,801
17.11.09 - 2,997,438
03.01.10 - 2,981,682
10.01.10 - 3,294,238
03.06.10 - 2,836,483
18.06.10 - 1,983,468
23.06.10 - 1,819,356
01.07.10 - 1,596,673
Alexa'da Asilblog