Ayrı eve özenmeyin !

Bu yazı gerek öğrencilik, gerek başka nedenlerle babaevinden uçup kendi evine geçen veya geçecek olan genç yaştaki arkadaşlar için hazırlanmıştır. Diğer bir yönden oğlunun yuvadan uçmasını istemeyen annelerde bu yazıyı çocuklarına göndererek onu caydırmayı deneyebilirler.

Öncelikle ne kadar güzel olursa olsun hiç bir ev, o büyüdüğünüz,  akşam “yemek hazır” nidalarının yükseldiği, bazen kavga gürültü ettiğiniz, arkadaşlarınızı getirdiğiniz zaman ananızın babanızın rahatsız olduğu, çamaşırlarınızı kirliye attıktan sonra sihirli bir şekilde ütülenip dolaba yerleştiği, son ödeme günlerinin sizinle bir alakası olmadığı o evin yerini tutamaz. evde olağan dışı durumlar varsa o ayrı tabi.

Herşey üniversiteyi ertelemem ile başladı. Önce fotoğrafçılık yaptım, otelde kalırken keyfim yerindeydi çünkü ben sadece işimi yapıyordum. Geri kalan herşey bir şekilde halloluyordu. Daha sonra fotoğrafçılık sezonu kapandı bende eve döndüm kısa süre sonra. Karşıma çıkan  güzel bir fırsatı değerlendirerek Antalya’dan / Cennet’den, Ankara’ya / gerçek dünya’ya taşındım.

Ankara’da bir akraba bulunmayınca haliyle bir ev tutmak şart oldu. Oda tek başıma olamayacağı için işyerinden yeni tanıştığım insanların yanına ev arkadaşı oluverdim.

İlk zamanlar ayrı evin verdiği gaz ile mutluluk içersinde yaşayıp gidiyorduk. Bu mutluluk 3 ayın sonunda suyun kesilmesi ile son buldu. Faturalar bir kenarda duruyordu ama biz onlar ödememiz gerektiğini fark etmemiştik. Daha sonra faturaların ödenmesi gerektiği ortaya çıktı.Neyse ki bu çok da zor bir şey değildi. ( Para varsa tabi )

Ev arkadaşımla ceplerimizi bozukluklara kadar boşaltıp faturaları ödediğimizde gördük ki 10 liralık fatura için 30 lira gecikme 33 lira açma kapama parası falan ödüyoruz. İşte o zaman birşeyler yerine iyice oturdu. Biz işimizi zamanında yapsakta maaşlar her zaman gününde yatmıyordu işyerimizde. Bu nedenle bitmekte olan ayın sonlarına ve gelen ayın ortalarına doğru bir sefalet bir açlık bir sokak çocuğu edasıyla yaşamımızı sürdürüyorduk. Milli yemeğimiz makarna artık can sıkıcı bir hal alsa da arada kendimizi motive ediyorduk tabi.Paramızı idareli kullanmalıydık ama bunu pek iyi başaramıyorduk. Hala daha mükemmel bir şekilde idare edemesekte ilk zamanlar kadar sıkıntılı değil.

Aradan bir süre geçtikten sonra eve alışma ve üşengeçlik durumu başladı. Bu durumda yaşanan şeylerde mutfağı bok götürmesi, camların şeffaflık özelliğini kaybetmesi, çamaşır yıkamama, sabahları farklı çoraplar giyip işe geç kalma durumlarının başlangıcı oldu. Çamaşır yıkamak gerçekten çok büyük bir iş gibi geliyordu. Kıyafetsizlikten makineyi ağzına kadar doldurup yıkıyorduk mecburen ama makine yıkama işini bitirdikten sonra çamaşırları çıkartıp asmaya üşendiğimiz için çamaşır makinesinin içinde bir kokuşmuşluk çamaşırlarımızı iğrenç kokutuyordu.Çamaşır sepeti de almadığımız için iş iyice can sıkıcı bir haldeydi. O haldeki çamaşırları giymek zorunda kaldığınız zaman, ahh anne! diyerek birşeyler yapmanız gerektiğini anlıyosunuz.

Ara sıra yemek yapmak zorunda olduğumuzda mutfakdaki bulaşık dağlarına giriyorduk. Oda pek bir can sıkıcıydı ki sormayın. Ara sıra evi temizleyelim hadi diye laflar söylesekte bunların çoğu boşa gidiyordu. Çok sık hastalık ve halsizlik durumları ile karşı karşıya kalmaya başlamıştık. Yine kıyafetsiz kalmaya başlayınca anladım ki bu şekilde hayat geçmiyor artık birşeyler yapmak şart. Odamı topladım biraz temizlik yaptım evi ev haline getirmek için hep birlikte hareket ederek bir şeylere çeki düzen vermeye başladık. Su, internet kesilmeden faturayı ödedik. Ütü yaptık. Ara sıra ev yine kötüye gitsede artık ilk zamanlar ki gibi değil. Bugün gidip çamaşır sepeti bile aldım. Git gide bu bekarlık işine alışıyorum. Siz siz olun çok heves etmeyin böyle şeylere. Yapmak zorundaysanız da üşengeç olmayın ! Sonra sonra anlamayın arkadaşlar.

4 Kişi bu yazıyı beğendi.

Yeditepe'den notlar

Neden en baştan burda takılmadım diye merak ediyorum, şuan. Hala yeditepe üniversitesindeyim.Az önce yeni dergileri incelerim düşüncesiyle kütüphaneye geldim ve birde gördüm ki bir çok pc boşta ve beni bekliyor. Neden blog yazmayayım diye sordum kendime…

Bir süredir yazmıyor olmanın verdiği gariplik var üstümde. Daha doğrusu yazmıyor olmanın dememek lazım. Ben yazıyoru ama yayınlayamıyorum. Okul ve yaşadıklarım hakkında yazdığım bir çok şey var hepsi eskiz defterimde. Ancak olayları çektiğim fotoğraflarla birlikte yazmak istediğim için şuanda burdan uzun uzun anlatmak istemiyorum. İstanbul çok güzel sınavlar iyi gibi. Bakalım burs olacak mı ? diye merak ediyorum hala. Yarın mülakata gireceğim. Yazılı sınav güzeldi, sabırsızlanıyorum.

Oha ya çok heycanlı.

6730_121900623912_535343912_2092964_2852292_nBu kadar sokak ağzı bir başlık atıcağımı tahmin etmezdim. Özellikle de bu bloğa. 9 gün kaldı 4 gün sonra uçuyorum İstanbul’a, bir ara defterime “günler şimdi geçmek bilmiyor ama bir gün yatakta uzanırken erkesi gün sınav var diye heyecanlanacağım” yazmıştım. O güne çok az kaldı ve günler cidden çok hızlı geçti. Bugün yeni bir çalışma yaptım portfolyoma. Ve düşünüyorum da o çalışmaları mülakatta yere koymama gerçekten çok az kaldı. Umarım en iyi şekilde kazanacağım sınavı. Hadi bakalım.

Bide şu yazıyı okuduysanız. Artık burda kardeşim mehmetcan da yazıyor asilblog’da. Kendisi biraz abartmış durumu sanki hiç istemiyomuşum gibi. Tamam belki biraz istemiyordum, ama bloğun adresi değiştikten sonra hiç bir sorun yok yazmasında. :P

Yaklaşık 2-3 yıl önce dandik defterlerimden birisine yazdığım saçma ve yarım yamalak hatırladığım bir yazı var, onu bizim terasta romantik bir gecede hamakta sallanırken mehmetcana okumuştum. Hem çok karanlıktı, hemde kendi yazımı okuyamadığım için arada duraksayarak okuyordum ve ben bile keyif almıyoddum okuduğumdan. Ama o bana “kanka sana bişey diyim mi ? Yazmayı sakın bırakma!” demişti. İşte o günden sonra daha bi zevkle yazmıştım yazılarımı. Blog açma sebebim ceren’dir o ayrı konu :D  :D  :D   ama yazılarımın ilk eleştirisini kardeşimden almıştım. Şimdi beraber yazıyoruz. Beraber el atacağımız konular olacak bloğa renk geldi diyebiliriz.

DY #0000004

deneme-yanilma1

Türkiye’nin en sıcak günüymüş bugün: Pek fazla araştırma yapmadım. Ama söylentilere göre Türkiye’nin en sıcak günüymüş bugün. İstanbul’da hava 40 dereceymiş. Aman tanrım yazık oradaki insanlara, üşümüşlerdir bütün gün. Antalya’da hava gölgede 42 derecenin altına düşmüyor pek, bide utanmadan bunun üstüne nem biniyor, yaşasam mı kafama sıkıp bu acıya bir son mu versem diye düşünmeye başlıyorsunuz öğlen saatlerinde. Ne diyebilirim gerçekten çok harika bir gündü demeyi çok isterdim 12 litre kadar su içtim belki hala da içmek istiyorum. Antalya yaşanacak yer değil artık. Tabi siz bu sıcakta iş başı yapanlardansanız bana katılanlardansınızdır. Bide denizde keyif yapıpda o kadar da sıcak değil millet abartıyo diyenler var ya, kendi kafamdan önce onlara sıkmak istiyorum. Yanlış anlaşılmasın katil ruhlu birisi değilim bahsettiğim su tabancası.

Kart Numaraları: Son zamanlarda kafamı sınav dışında meşgul edecek bir şeyler arayışına girmiştim, hergün rutin şeyler yapmak artık çok kötü bir hal almıştı. Bende kart numaralarına sardım biraz. Youtubedan ilizyon numaralarının nasıl yapıldığı ile ilgili videoları izleyip bende yapmaya çalışıyorum. 1-2 numara oldu gibi ama bazı numaraları sadece gösteriyorlar ve nasıl yapıldığından da pek haberdar etmiyorlar işte o zaman bir durup düşünmek gerekiyor. Banada öylesi lazım zaten, sürekli aynı muhabbet aynı şeyden sıkıldım çünkü. Ama çok sağlam numaralar var, eğer çok az boş vaktiniz varsa, biraz da seviyosanız bu işi.. Kaçırmayın derim ben.

Çiziyorum, O halde malım: Arkadaşım ben görsel iletişim tasarımı bölümüne hazırlanmıyormuyum acaba ? Bugün kendime bu soruyu sordum ve cevabı evet ti. Hatta öyle bir evet ki VCD olmazsa gsf sınavlarına girmemeyi bile düşünür derecedeyim. Eee ben 4 yıldır resim okudum bide yetmezmiş gibi şubat ayından beri haftanın 6 günü resim kursuna gidiyorum. Sabah 9 akşam 6. Peki ben bu sürede portfolyo yapsaydım evde digital çalışma kassaydım, canım sıkıldıkça müzeye gidip çizseydim o zaman hem çizimden soğumamış olurdum hemde şimdi olmazsa diye tribe girmeme gerek kalmazdı deği mi ? Eee ben 5 gün sonra sınava İstanbula gidicem peki o zaman ? E yani bencede… Çiziyorum o halde malım..

Neden yazmıyorum yahu: Kaç zamandır oturup böyle şeyler yazmadığımı fark ettim. Evdeki günlüğüme çok yazmıyorum artık. Bu hazırlanma safası bitirdi sanırım. Yine yazmıyacaktım çünkü yazacak bişeylerim olmadığnı düşünüyordum. Ulan asil yazacak şey biter mi hiç bunları düşünmek bile yazma konusu değilmi zaten. Allahım ya bloggerlığı da unutacaz nerdeyse. Artık düzenli yazmak istiyorum. Gerekirse cimcikleyin arada hatırlatın bana yazmazsam kafayı yiyorum yine :D

Kız arkadaşım uzaklarda: İsmini gizli tuttuğum kız arkadaşım (yok öyle bişey) şu anda uzaklarda yaklaşık 3 gündür şehir dışında ve 10 güne kadar da Antalya’ya dönmeyecek. Eee uzak olmak iyidir 15 günden bişey olmaz tabi. O döndüğünde de ben Yeditepe Üniversitesinde sınavda olacağım ya işte biraz daha uzayacak o süre :D İnsan özlüyor tabi, yanında olsun istiyor sevgilisi. Seviyorum çünkü. Uzak kalmak istemiyorum. Sınav konusunda her zaman moralimi yükseltmem için çaba gösterip durur. Şirin işte n’yapsın ?

BKM izledim: Ben ne zamandır çok güzel hareketler bunlar izlemiyorum. İlk bölümlerini keyifle takip etmiştim, hemde tv den. Sonra işin reklam boyutu benim canımı sıkınca bırakmıştım izlemeyi, internetten izlemeye başlamıştım. ee güzel ama görüntü kalitesi çok kötü olmasına rağmen bekleyen internet hızı da canımı sıkmıştı. Geçen gün sıcaklardan kaçmak için abimin odasına geldim. Malum benim odamda klima yok pervanede sıcakta mecburen sıcak hava üflüyor. TV de çok güzel hareketler bunların en sevilen bölümleri gibi bişey vardı. İzledim çok güldüm. Özlemişim, bide izlemediğim bi ton bölüm olmuş. Şimdi de sezon arası ya sınavı kazanırsam belki okula başlayıncaya kadar hepsini izler bitiririm.

Kazanırsam….. : Az önceki yazımda yaptım ya bi tane kazanırsam izlerim muhabbeti. İşte o sadece o muhabbet için geçerli bir durum değil. Zaten şikayetçiyim bu durumdan bugün bir boyutunu daha fark ettim. Sınavı kazanırsam kuzenimin odasını boyucaz, denize gidicem, Elmalıya gidicem, Ankaraya gidicem, Jolly e gidicem…. Sonsuz bir liste var sınavı kazandıktan sonra yapmam gereken. Peki kazanamazsam ne yapıcam. Listede kaç madde var biliyormusunuz ? Hiç madde yok :D Bir tane bile yok. Bu gün fark ettim bunu, kazanamazsam ne olacağı biraz doğaçlama gidecek sanırım. Umarım güzel bir dereceyle alırım sınavı diğer listeyi hazırlamama gerek kalmaz.

Antalya Koleji klasiği: Geçen gün yine diploma almak için okula gittim. Aslında diploma ve sonuç belgesini almak için okula gittim, alayım ki sınava ön kayıt yaptırabileyim diye. Ama okulda canım Tülay hocam izine ayrılınca işler biraz yürümüyor. Yeni müdür yardımcımız, napıcaksın sonuç belgesini havasında beni pek iplemedi.  Sanırım bu hafta gelecek, gelmezse Ankara’ya gidip alacağım mecburen. Diplomamı aldım. Bide bir masa yapmışlar Üniversitelerden gelen mektup ve tanıtım broşürlerinin gönderildiği. Üniversiteler herkese isme özel kargo göndermiş kitapçık bilmem ne aradım aradım. Bana bir tek bilgi üniversitesi göndermiş… Hay allahım ya. Çok konuşmayacağım :D

Antalya Koleji Dumanla Haberleşiyor!

Google’a  “lise son rapor” Yazdığımız zaman 824.000 sonucu 0.26 saniyede karşımıza getiriyor ve bu link o sonuçlardan bir tanesi

http://www.haber3.com/news_detail.php?id=469387

Haberde yazdığı gibi lise sonların rapor almasına gerek kalmamış. Ancak Antalya Koleji hala bundan haberi olmadığını söylüyor. Bundan bir zaman öncede,  Okul müdürümüz “biz burda sizi hazırlıyoruz. kimse rapor almasın, isterseniz heyet raporu getirin kabul etmem” demişti. Bu tavırlar hoş tavırlar değil öğrenci kaybına yol açıyor…

kurtulalım ?

ÖSS yaklaşıyor, çevremdekiler çok yoğun hafta içi okula gidenler, okuldan sonra dersane, özel derse gidenler, hafta sonları deneme sınavlarına gidenler ne ararsanız var!

Puanla girmeye çalışan kişiler şuan bize göre biraz daha fazla yoğun, çünkü biz bazı günler okuldan sonra serbest kalıyoruz. Ancak bizimde karşımızda ÖSS sınavından sonra bir Özel Yetenek Sınavı var ki, bu gerçekten çok stress li bir olay. Puanla giren kişiler 15 haziran sabahı ipini asmış ununu elemiş kişiler olarak uyanırken bir eylül aynına kad1ar  ÇİZ! ÇİZ! ÇİZ! şeklinde devam ediyoruz, Eee sınavlar var çünkü. Ve rakiplerimiz genelde liseyi bitirmiş hazırlanan insanlar oldukları için biz okula giderken gelişmeye devam ettiler.

Şuanda hafta içi okul hafta sonu kurs tekrar okul tekrar kurs, deneme sınavları, okul sınavları, sevilmeyen dersler, üniversite tanıtımları “ne istiyorum?, neresi en iyisi?“  sorularının cevabını arıyoruz. Bazen bir kenarda dururken yanınızdakilere “off arkadaşlar bitsin artık da KURTULALIM” diyoruz. Yanınızdaki arkadaşlarınız artık sizin takım arkadaşlarınız gibi oluyor, her ne kadar hocalarınız onlar sizin rakibiniz desede, artık onlar sizin kardeşiniz gibi geliyor size ve istesenizde istemesenizde onları çok seviyorsunuz bir süre sonra…  “Bitsin artık da KURTULALIM” diyoruz, yoğunluk bittiği ve herkes üniversiteye gittikden sonra arkadaşlarınızda gidecek ve biz bunu hatırlamıyoruz.. Aslında ne kadar açık ve unutulmaması gereken bişey gibi olsada biz bunu unutuyoruz. Bazen aklınıza geliyor ama zaman içinde tekrar unutuyorsunuz. Sanki her zaman hep onlarla olacakmışsınız gibi geliyor. O yüzden şimdi yoğunluk geçsemi yoksa bugünlerin tadınımı çıkarsak diye düşünüyorum şimdi.

 
image
image
 

Twitter

Follow @asilbalaban (48 followers)
 
 

Flickr’den Son Resimler

A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
 
 

Alexa’da Asilblog

27.8.09 - 12,314,767
27.8.09 - 10,361,640
30.8.09 - 7,966,344
01.9.09 - 8,935,067
05.9.09 - 7,438,133
12.9.09 - 5,484,499
19.9.09 - 5,157,079
25.9.09 - 4,395,617
6.10.09 - 4,025,378
11.10.09 - 3,734,125
13.10.09 - 3,572,392
03.11.09 - 3,301,227
15.10.09 - 3,580,429
18.10.09 - 3,585,024
23.10.09 - 3,618,303
25.10.09 - 3,624,801
17.11.09 - 2,997,438
03.01.10 - 2,981,682
10.01.10 - 3,294,238
03.06.10 - 2,836,483
18.06.10 - 1,983,468
23.06.10 - 1,819,356
01.07.10 - 1,596,673
Alexa'da Asilblog