Okullar açılmış

123Cuma günü Antalya daydım bu yıl çok saçma bir şekilde okullar Perşembe günü açıldı ya onla ilgili bir yazıdır bu. Biz lisedeyken bağlama methotunu kullanarak iki tatil arasında kalan iş günlerini de tatile dahil eder hiç kasmazdık kendimizi. 8 gün yerine 12 gün 15 gün yerine 18 gün şeklinde uzatırdık tatilleri.

Şimdiki lise tayfası Perşembe günü okulmu açılır diye bir protesto düzenlemediğinden olacak ki duraklar full lise üniforması giymiş insanlarla doluydu. Ne yalan söyleyeyim o kadar öğrenciyi o rahatsız üniformaların içinde görünce bir sevindim bir sevindim anlatamam. Okula tıraş olmadan gelme, küpe takma, cep telefonu kullanma sadece cep telefonu değil herhangi bir teknolojik cihaz getirme buraya, dönem ödevini elinle yaz, burası en kısa yol o yüzden burayı sadece öğretmenler kullanabilir gidin uzak taraftan dolaşın, bu tenefüs kantini kullanamazsınız, yukarda su içemezsiniz  muhabbetleri bir bir aklıma geldi ve bunlardan kurtulmuş olmanın verdiği mutluluk tüm vucudumu sardı.

Aslında her ne kadar bitti desemde etkisi hala devam ediyor o günlerin. Okuldayken “iyide hocam bunu nerde kullanıcam ? Ben mezun olduktan sonra bunları asla kullanmıcam” gibi şeyler söylerdim şimdi sözümü geri alıyorum. Çünkü hatırlıyorum. Mesela geçen gün tenis kortunda çekim yaparken raketin markasının wilson olduğunu gördüm ve birden wilson ilkeleri sıralandı kafamda…  Önemli şeyleri unutuyorum böyle şeyler kalıyor ya aklımda işte sinir oluyorum bu duruma. Lisenin kalıntılarından arınmak için birşeyler yapmam lazım.

10 kuruş kalmadı mı ?

424881891_7b517c735dAnladığım kadarıyla kalpazanlar veya merkez bankasının son numarası resimde gördüğünüz tofitalar. 10 kuruş yerine dağıtılan bu şekerler son günlerde hemen heryerde bulunuyor.

Bilmiyorum sizinde başınıza geldimi! Marketlerde 10 – 20 kuruş para üstü alacaksanız, bakkal amca; ” bozuh yoh, şurdan iki tane şeker al” diyip alışverişi oldu bittiye getiriyor. Şeker bu herkes yer nasılsa şeklinde birşey düşünülüyor sanırım. Siz yemiyorsanız, arkadaşınıza vermekten başka bir çareniz yok. Kabul ediyorsunuz.

Olayı dersten düşünelim. Dolmuşa bindik; 50 krş ve 3 tane de tofita versek şöför bize ne der? şöför kabul edemi ? Yada markete girdik ekmek aldık 5 tane tofita verdik. Adam “ulan bizde veriyoz şimdi bişey demiyelim cevabı hazırdır bunun” şeklinde düşünmüyorsa işimiz zor. Eee madem onlar kabul etmiyor bizde kabul etmiyelim o zaman. Eğer cidden bozuk para yoksa, marketleri merkez bankasına gidip bozuk para almaya davet ediyorum. Tabi merkez bankası para bozdururken poşet içinde tofita vermiyorsa.

Antalya Koleji Dumanla Haberleşiyor!

Google’a  “lise son rapor” Yazdığımız zaman 824.000 sonucu 0.26 saniyede karşımıza getiriyor ve bu link o sonuçlardan bir tanesi

http://www.haber3.com/news_detail.php?id=469387

Haberde yazdığı gibi lise sonların rapor almasına gerek kalmamış. Ancak Antalya Koleji hala bundan haberi olmadığını söylüyor. Bundan bir zaman öncede,  Okul müdürümüz “biz burda sizi hazırlıyoruz. kimse rapor almasın, isterseniz heyet raporu getirin kabul etmem” demişti. Bu tavırlar hoş tavırlar değil öğrenci kaybına yol açıyor…

artık varım!

Oldum olası sevmediğim şu 18 yaş sınırı muhabbeti, 12 nisan 2009 tarihi itibari ile benim için olsa ne olur olmasa ne olur şeklinde bir hal almıştır. Evet 18 yaşını doldurdum nihayet. 18 yaşın altında olduğum için çektiğim en büyük sıkıntı banka havalesi yapmak oluyordu. Annemin üzerine olan bir hesabı kulanıyordum ve ne yapsam cep telefonuna mesaj gidiyordu, annemi arayıp gelen şifreyi almam gerekiyordu. artık gerek kalmadı.

Düşünüyorum 1 hafta öncekinden farklı olan birşey varmı diye ve bulamıyorum birşeyler. Peki madem öyle neden 1 hafta önce yasal olarak barlarda içemiyordum ben. Yada kendi paramı bankaya kendi üzerime yatırıp istediklerimi internet üzerinden satın alamıyordum ?  Sınırlamaların ezbere değil kişiye özel yapabilme yetisine göre konulması gerekiyor.

Bebekler neden mutludur ?

3410128652_7eb35e047e Doğan bebekler her ne kadar ağlayarak doğsa da bir süre sonra mutlu oluyorlar. Gerçekten mutlular ve onların kahkahalarını izlemek neredeyse herkesi gülümsetmeyi başarıyor. Onlar hiç bir şeyin farkında değil, bizi mutsuz eden hayat şeklinde bir yaklaşım yapmayacağım. İlginç bir teorim var onu paylaşacağım. B.A.Y. (bebekler anı yaşar) Teorisi.

Acaba gün içerisinde ne kadar süreyi içinde bulunduğunuz günü düşünerek geçiriyoruz? diye soralım, kendim ve çevremdekiler genelde çok az diye cevaplıyor bu soruyu. Aslında bugünü düşünmekte pek çözüm sayılmaz bu anı düşünmek gerekiyor. Eğer bir gün boyunca bunu başarabilirseniz bir daha bırakmak istemeyeceksiniz. Genelde yarını veya dün’ü düşünüyoruz bugün arada gidiyor hep, bugünü sadece dün oldukdan sonra düşünüyoruz ve buda hatırlanacak hoş anılar dışında pek mutlu etmiyor bizi.

Düşünün, arkadaşlarınızla eğlenceli bir sohbet ederken veya eğlenceli bir aktivite yaparken mutlu olmamızın sebeplerinden bir tanesi o anı yaşadığımızdan mı kaynaklanıyor acaba. Evet belki çünkü o zamanlarda dün veya yarın diğer zamanlardakinden daha az yer kaplıyor düşüncelerimizde ve birde bakmışız ki gülümsüyoruz. Düşündük, kulağa mantıklı geliyor, hadi şimdi bir de test yapalım.

Hiç bir şey yapmanıza gerek yok şuanda bu yazıyı okuyorsanız durun, yarını ve dünü düşünmeyin! Ve kendinize ben şuanda bu yazıyı okuyorum, diyip yazıyı okumaya devam edin. Yazıyı okuduğunuzu düşünün. Şuanda yazıyı okuyorsunuz önemli olan bu! Deneyen ve başarabilenlerden bir çoğu bu yazının bu paragrafından sonra daha çok keyif alarak okuyacaktır. Mutlu olmak isterseniz günlük hayatta yaptığınız şeyleri otomatik olarak değil, düşünerek yapın.

Peki soralım şimdi, bebekler neden mutludur? Bence onların kafasında yarın veya dün olmamasından kaynaklanıyor bu durum. Onlar yaptıkları şeyle ilgilenirler mesela annesinin kucağındayken “şu anda annemin kucağındayım” diye düşünürler, hiç bir bebeğin “annem beni kucağından bırakınca” dediğini düşünmüyorum. Biz büyüdükçe anı yaşamayı unutuyoruz. Aaa anı yaşamaktan bahsediyor bu çocuk diyenler olucak, evet anı yaşa diyoruz ama ne olduğunu gerçekten düşünen olmuşmuydu içinizde?

Yarını düşünmezsek nasıl geçineceğiz, yaşayacağız diyenler olabilir. Ben bundan bahsetmedim zaten anı yaşayabilmekten bahsettim.

yuvadan çıkmadan ölüyoruz.

img_0621Karıncalar önlerinde bir taş oldukları zaman etrafından dolaşırlar.

İnsan doğduğu zaman muhteşem bir varlık olarak doğuyor, herşeyi yapabilir bir varlık gibi. Ancak biz  süregelmiş yaşamımızda, var olan sisteme dahil ediyoruz o çocuğu. Önüne sınırları yerleştiriyoruz, dört duvar arasına alıp onun sonsuz ufuk çizgisinin yerine bir sınır koyuyoruz, sonrasında biz nasıl yetiştirirsek öyle büyüyor o çocuk.  Doğduğu ülkeden veya doğduğu şehirden ayrılmadan ölen kişiler neden bu kadar fazla ? Ya da ülke dışına çıkmak neden çok kolay değil ? Neden böyle bir sistem var bu dünyada.

Şimdi sistemi düşünelim, herşeyi yapabilecek, farklı şeyler üretebilecek bir şekilde doğuyorsunuz. Sonrasında daha önceden sınırlandırılmış ve körleştirilmiş, toplumun en küçük kancası olan aileler size hayattaki kuralları ve toplum içinde nasıl yaşanacağını öğretmeye başlıyor.  Öğrendiğiniz herşey yeni bir sınır olarak geliyor karşınıza. Yavaş yavaş kör olmaya başlıyorsunuz, doğduğunuz zaman çok gelişmiş olan en önemli yeteneğinizi büyüdükçe kaybediyorsunuz. Bu yetenek hayalgücünüz. Hayalgücü gidince beyin artık eskisi kadar aktif kullanılmıyor, sürekli bir hipnoz içerisinde yaşamaya başlıyorsunuz size söylenilenleri yapıyorsunuz. Artık sizde bir toplum üyesi olmaya başladınız.

Toplum üyesi olmaya başladıkdan sonra, artık bu topluma yararlı olma zorunluluğunuz ortaya çıkıyor. Bu yüzden okula gitmek zorundasınız, en başlarda neden gittiğinizi pekde bilmiyorsunuz aslında sonradan size şunu diyorlar. “Bizim bu sistemi devam ettirebilmek için; doktorlara, muhendislere, bakkallara, işçilere ihtiyacımız var! Sizde bunlardan biri olacaksınız, eğer bunlardan birisi olmazsanız hiç bir işe yaramazsınız ve hiç bir işe yaramamak kötü bişeydir, insandan bile sayılmazsınız.” O zaman bir seçim şansınız oluyor gibi ama aslında seçtikleriniz istedikleriniz değil. Onlar sadece birer seçenek ve sizde bunlardan birisini seçiyorsunuz ve bunu kendinizin istediğini zannediyorsunuz, ancak aslında bunu sistem istiyor…

Devamını henüz yaşamadım ancak şimdilik gördüğüm kadarı ile mutsuz insanlar oluyor. Muthiş bir eşitsizlik ve rütbe farkları. Bu sistem içinde iyi olanlar iyi yerlere geliyor. Ancak onlarda gerçekten iyimi yoksa güzel uyum sağladıkları için mi oradalar. Yani iyimi körleşmişler diye düşünmek gerekiyor.

Karıncalar önlerinde bir taş oldukları zaman etrafından dolaşırlar, biz yuvadan çıkmadan ölüyoruz.

 
image
image
 

Twitter

Follow @asilbalaban (42 followers)
 
 

Flickr’den Son Resimler

A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
 
 

Alexa’da Asilblog

27.8.09 - 12,314,767
27.8.09 - 10,361,640
30.8.09 - 7,966,344
01.9.09 - 8,935,067
05.9.09 - 7,438,133
12.9.09 - 5,484,499
19.9.09 - 5,157,079
25.9.09 - 4,395,617
6.10.09 - 4,025,378
11.10.09 - 3,734,125
13.10.09 - 3,572,392
03.11.09 - 3,301,227
15.10.09 - 3,580,429
18.10.09 - 3,585,024
23.10.09 - 3,618,303
25.10.09 - 3,624,801
17.11.09 - 2,997,438
03.01.10 - 2,981,682
10.01.10 - 3,294,238
03.06.10 - 2,836,483
18.06.10 - 1,983,468
23.06.10 - 1,819,356
01.07.10 - 1,596,673
Alexa'da Asilblog