Eda: Serap'ın Kabusu

Ceren’e

Serap ter içinde uyandı, yine aynı kabusu görmüştü. Küçüklüğünden gelen ve devam etmekte olan nadir şeylerin arasında bu kabus da vardı. Aslında basit ve anlamsız bir şeydi ancak yinede onu etkiliyordu. Saatine baktı, kalkma saatine 2 saat vardı. Tekrar uyumak istemediği için Eda’nın salonuna gitti, yurtta olsa baş ucunda okuyacak bir ton kitap olurdu. Oturdu, sessizlikte düşünüyordu. Karnı acıkmıştı kahvaltı edebilirdi ancak Eda’nın evinde rahat değildi. Sadece bir kahve yaptı. Daha sonra Eda geldi, normalde hayatta bu saatte uyanmazdı ancak yalnız yaşamaya alıştığı evindeki gürültüler ona garip gelmişti. Oda kendine bir kahve koydu ve beraber oturdular.

Eda: Hayırdır ? Erkencisin.
Serap: Yok bir şey ya ben bu saatlerde kalkarım.
E: Hadi canım, görende ilk kez bende kalıyorsun sanacak.

Normalde Serapla çok yakın arkadaş değillerdi. Serap sadece dışarıya takılacağı günler, gece yurda giremediği için Eda da kalırdı.

S: Kabus gördüm ya! Sonra da uyuyamadım, kalktım.
E: Hıı! Anlaşıldı şimdi. Ben kabus görmeyeli uzun zaman oldu, ama bende görmek istedim, heyecanlı olur herhalde. :D
S: Bu pek kabus sayılmaz aslında saçma bir şey ilk kez görmüyorum zaten çocukluğumdan beri görürüm. O zamanlar çok korkuyordum tabii ama şimdi sadece etkiliyor.
E: Merak ettim… Anlatmak istermisin ?
S: Yok ya saçma bir şey zaten… Dalga geziyorsun zaten. Neyse anlatıyım. Ama şimdi, ben böyle anlatınca saçma gelecek sana :(
E: ee! Hadi anlat artık !
S: Ya şimdi ben babaannemlerin evindeyim. Balkonda oturuyoruz. Sonra ben bir anda aşağı düşecek gibi oluyorum. Baya da yüksek, ellerim kayıyor. Sonra düşüyorum tam yere çarpacakken uyanıyorum.
E: Hmm.. Rüyada küçük kaç yaşındasın ?
S: Küçükken kendimi küçük görüyordum, büyüyünce rüyada da büyüdüm kendi yaşımda görüyorum yani.
E: Aslında korkacak bir şey yok, ben çözdüm olayını.
S: Ya bende korkmuyorum ama etkiliyor yani. Neymiş ?
E: Bilimsel bir şey bu söylediğim. Bak şimdi! Beyninin bilinçaltına kopyaladığı sahnelerle alakalı bir şey bu. Büyük ihtimalle; Sen küçükken babaannenlere gitmişsiniz. Sonra balkonda dururken annen sana “dikkat et düşüceksin!” demiş. Daha sonra beynin bununla başka yerde gördüklerini birleştirip sana bir tane düşme senaryosu yaratmış. Rüya olarak tabi. Çünkü rüyalarda bilinçaltı normale göre daha çok açık. Sende küçüklükten kalma düşme korkunu içinde abarttığın için, hala etkileniyorsun.
S: Alla Allah nerden yazdın şimdi bunu.
E: Belgeselde izlemiştim.
S: İlginçmiş. Ama mantıklı :D Olabilir bak bu !

Eda daha önce rüyalarla ilgili bir belgesel izlememişti. Serap’ın rüyadan etkilendiğini görüp ona yardımcı olmak istemişti. Onu çok sevmemesine rağmen, onun iyi hissetmesini istemişti. Hem de yalan söyleyerek. Bu pek ona göre değildi, ama uydurduğu şey kendine de mantıklı geldi. Hatta küçük bir ihtimal bile olsa gerçek olma payı vardı. Belki de bunu gerçekten duydu ve bilinçaltı da sakladı.

Olabilir bak bu! Mantıklı….

Eda’yı tanımak için tıklayın!

Eda: Çarşamba günü

Hayatını Eda gibi geçirenlere gitsin.

Özel bir gün değildi ama normalden erken uyanmıştı. Genelde geç kaldığı için telaşla baktığı kırmızı duvar saatine baktı, daha vakti vardı ve uykusu da yoktu. 15 dakika kadar düşünmeden uzandı yatağında. Dün gece kaçta yattığını düşündü ama hatırlayamadı. Hazırlanmaya başladı aynada kendini inceledi. Eda’nın kısa kızıl saçları, kahverengi gözleri, ince kaşları ve yumuşak yüz hatları vardı. Şık giyinmekten hoşlanmazdı ama ne giyeceğini düşünürdü, genelde olduğu gibi t-shirt üzerine bol bir yünden ceket altına da mavi kot giydi. Okula giden otobüse bindiği durağa yavaşça yürümeye başladı. Çevredeki simitçilerin seslerini duyuyordu, evinin çevresindeki uzun ince yolda ki günlük alışveriş yaptığı yerler henüz açılmamıştı. Durağa vardı ve oturdu pek kalabalık değildi. Bugün otobüsün boş ve erken geldiği nadir günlerden birisiydi. Otobüse bindi ve “Erken kalkmak güzelmiş” dedi. Sonra gerçekten böyle düşündüğü için mi yoksa atmosfere uyduğu için mi söylediğini düşündü ve gülümsedi.
Okula vardığında, kantine gidip her sabah olduğu gibi simit ve çay istedi, erken kalkmasına rağmen aynı kahvaltıyı yapmanın pişmanlığını yaşıyordu içinde, sonra “gereksiz şeyler düşünüyorum” dedi kendine. Derse yarım saat vardı serap geldi.
- Oooo eda hanım hayırdır! Erkenciyiz bugün
- Vayy sen hep bu saatte burada mısın ?
- Tabii kızım biz senin gibi keyif yapmıyoruz.

Cevap vermedi içinden “keyif mi ?” sorusunu sordu sadece. Konuşmanın çok uzamayacağını ikisi de biliyordu zaten. İkisi kısa konuşmalar yapıp dururlardı. Eda konuşmayı pek sevmezdi. Bugün de beraber kahvaltı edip röportaj teknikleri dersine geçtiler.
Eda gazetecilik okuyordu ve 3. Yılı yeni başlamıştı. Bölümünü sadece hayatta kalabilmesini sağlayacak parayı kazanmak için seçmişti. Sevdiği bir bölüm değildi, zaten sevdiği bir meslekte yoktu. Hayata sert bakıyor ve keyif almıyordu. Önemsiz şeyleri sorgulama huyunun onu diğer insanlardan farklı kıldığını düşünüyordu. Orta halli bir öğrenciydi arada kötüye gittiği de oluyordu ancak okulu uzatmamak için toparlıyordu. İlişkilere gelince çevresindeki hemen herkesin ilişkisi vardı, o bunu istemediğini düşünüyordu. Sınıfta ondan hoşlanan bir tip vardı, ancak pas vermeye pek niyeti yoktu. Arkasına dönüp baktı. Çocuk masum bir tavırla hocanın söylediklerine dalmış dersi dinliyordu ve beklenmeyen bir bakış attı edaya, onun baktığını görünce sevinçle karışık bir şaşkınlık yaşadı sonra tekrar hocaya baktı, not çıkartıyormuş gibi yaptı sonra tekrar edaya baktı. Eda önüne dönüp, “salak bir şey var sanacak” dedi. Yadırgıyormuş gibi gözükse de çocuğun bir şey var sanması hoşuna gidiyordu, ama bunu kendide kabul etmiyordu…
Bugün çarşamba günüydü çarşamba günleri okulda dersleri erken bitiyor ve 6 servisine kadar kütüphanede zaman geçiriyordu. Böylece takip ettiği dergileri para vermeden okuyordu. Bu onun kendine uydurduğu bir bahaneydi. Gerçekte oraya gitme sebebi kendine vakit ayırmaktı. Kütüphanede geçirdiği zaman ona yaşadığını hatırlatıyordu, bu onun tatiliydi.
Servise bindi evinin caddesine kadar yürüdü. Evinin sokağı her zaman ki gibi yine tenhaydı. Markete gidip kahve ve kek aldı. Evine girdi, kapıyı kapattığında bir günün zorunlu kısmını bitirmenin mutluluğunu yaşar gibi oldu. Küçük evini çok seviyordu ve tek başına yaşamaktan hoşlanıyordu. Kendine göre dağınık bir düzeni vardı. Tüm faturalara o ay ne kadar ödeyeceğini ve ne zaman ödemesi gerektiğini bilirdi. Bu şekilde yaşamak onun için bir vazgeçilmezdi, evden çıkmaktan hoşlanmaz eğer bir işi evde halletme imkanı varsa kesinlikle evde hallederdi.
Evdeyken zamanının çoğunu salonda geçiriyordu salonunda bütün müzik cd’lerini dizdiği büyük bir dolabı vardı evinin en sevdiği ve en toplu kısmı burasıydı. Evde sürekli okur ve okumadığı zamanlarda müzik dinlerdi. Evdeyken kendi kendine yaptığı konuşmaları sessiz yapmak zorunda kalmazdı. Bir süre müzik dinleyip uzandıktan sonra haberleri izleyip kitap okumaya başladı. Uykusu gelmeye başlamıştı kahvesini yapıp içti ve kekini yedi okumaya devam etti. Geç saate kadar okuduktan sonra dikkatlice saatine baktı, günün nasıl geçtiğini düşünerek uykuya daldı.

Eda’yı tanımak için tıklayın!

 
image
image
 

Twitter

Follow @asilbalaban (42 followers)
 
 

Flickr’den Son Resimler

A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
 
 

Alexa’da Asilblog

27.8.09 - 12,314,767
27.8.09 - 10,361,640
30.8.09 - 7,966,344
01.9.09 - 8,935,067
05.9.09 - 7,438,133
12.9.09 - 5,484,499
19.9.09 - 5,157,079
25.9.09 - 4,395,617
6.10.09 - 4,025,378
11.10.09 - 3,734,125
13.10.09 - 3,572,392
03.11.09 - 3,301,227
15.10.09 - 3,580,429
18.10.09 - 3,585,024
23.10.09 - 3,618,303
25.10.09 - 3,624,801
17.11.09 - 2,997,438
03.01.10 - 2,981,682
10.01.10 - 3,294,238
03.06.10 - 2,836,483
18.06.10 - 1,983,468
23.06.10 - 1,819,356
01.07.10 - 1,596,673
Alexa'da Asilblog