Cuma günü blog yazarları yemeğine giderken standart ulaşım vasıtam olan dolmuşlardan birini kullandım yine. Dolmuşla ulaşım yapmak oldukça eğlencelidir, çünkü hemen her seferinde değişik şeyler öğrenir ve değişik şeyler duyarsınız. Yine öyle oldu, ben bindikten yaklaşık 400 mt sonra dolmuşa iki kişi daha bindi. Dolmuş şöförüne “Allah rızası için bizi şuraya götür !” şeklinde kibar ricalarda bulunduktan sonra birisi yanıma diğeri ise iki doltuk önüme oturdu. Yanıma oturan oldukça devasaydı, kendimi onun yanında 8 yaşında gibi hissettim. Kucağında battaniye vardı battaniyeyi tutuş tarzından dolayı içinde bir bebek olduğunu düşünüyordum. Ama emin de olamıyordum tabii
Evet bu insanlar dilencilerdi ve aralarında iki koltuk olmasını dert etmeden herkesin duyabileceğinden biraz daha yüksek bir sesle muhabbet etmeye başladılar. Konuştukları konu; bugün kimin nerede dilendiği ve ne kadar para kazandığıydı. Yanımdaki kadın camide bir adamın tüm dilencilere para verdiğini diğer dilenci kadına ballandıra ballandıra anlatıyordu. Daha sonra ona sen nerdeydin diye sordu. Kadın “yugharı yoldaydım” deyince… “Amaan, oraya hep kapıcılar geliyor!, sen neden camiye gelmedin ?, sabah DEDİYDİmm saNAA” gibisinden laflar söyleyerek lafı “beni dinleseydin daha çok para toplardın”a getirdi. Bu durumun egolarını tatmin ettiğini anlamak hiçte zor değildi. Kendisinin 30-40 arkadaşının 60 ve rekortmeninde 100 lira civarı topladığını söyledi ve sonra indiler. Bu iki mükemmel karaktere sahip insan dolmuştan inince önümde oturan ve birbirini tanımadığını düşündüğüm iki ev hanımı bu olay hakkında yorum yapma isteği duydular, saçma bir kaç hareket yaptıktan sonra söyleyecek şey sıkıntısı çektiler sonra birisi; “Küçücük bebeği de dilenmek için kullanıyorlar ayıp günah” şeklinde konuştu. Konuyu biryere bağlayamadığı için sıkıntı çekti ve muhabbet bir anda sona erdi. Eminim devasa kadın yanımdayken bunları konuşsalar özgüveni sağlam ve duvar gibi sert olan o kadın mutlaka verecek bir cevap bulur ve ikisinide kucağında bebek varken dövebilirdi… (Battaniyenin içinde bebek olmayabilir tabii)
0 Kişi bu yazıyı beğendi.
Beğen 
asil- Tarih :
11-10-2009| Kategori :
Genel, Kısa hikayeler |
3
Evin orada bir mağaza var tam önünde dolmuş durağı olduğu için sürekli önünden geçmek durumundayım. Mağaza yaklaşık sekiz ay önce büyük bir kağıda kapatıyoruz herşey 10 TL şeklinde bir yazı çıkarttırdı. Tshirt, bluz falan felan 2 ay kadar bu şekilde devam ettikten sonra mağazaya olan ilgim azaldı. Ara sıra geçerken oğlum bu mağaza neden hala kapanmadı diyordum kendime. Geçen gün yine dolmuş durağına yürüyordum ve mağaza tekrardan dikkatimi çekti. Yaklaşık bir on dakka mağazanın önünde dolmuş bekledim bu sırada da mağazayı inceledim. Adamlar bu kapatma işini biraz büyütmüş olacak. Mağazanın ön cephesine kocaman tabela ve stickerlar yaptırmışlar. Kapatıyoruz herşey 10 lira son 25 gün şeklinde. Şimdi madem 25 gün sonra kapatacaksınız neden öyle güzel bir dekor uygulamasına geçtiniz. Üstelik tabela kalıcı hergün 25 gün kalmış şeklinde duruyor. Madem zarar ettiniz kapatıyosunuz neden bu kadar masraf yaptınız ? diye sorası geliyor insanın. Bu da ilginç bir pazarlama taktiği işte. Bizim insanlar garip ya “bak kapanıyo hadi girelim” şeklinde düşünüyorlar. Bunlar da onları kullanıyorlar heralde. Ya da mağaza cidden kapanıyordu. Sonra 10 lira işinden büyük paralar kaldırdılar şimdi işi büyüttüler.
Dur bakıyım bende benim bloga bir tema yapayım kapatıyoruz diye. Millet acele acele okuyup yorum yapsın yazılarıma
1 Kişi bu yazıyı beğendi.
Beğen 
asil- Tarih :
25-09-2009| Kategori :
Kısa hikayeler |
0
18-280 KVARAM KRAMŞAASI
Onbinlerce dolar harcayarak dekor ettirdiği evini aslında hiç sevmiyordu. Bazı geceler 30 liralık bir pansiyonda kalıp rutubet kokusuyla birlikte tanıdığı kişileri kolayca öldürüp yakalanmayacağını planlıyordu ve kendini mutlu hissediyordu. Onun yerinde olmak isteyen insanların olduğunu biliyordu ama o kendisi olmak istemiyordu. Bazı günler okul çıkışlarına gidip küçük çocukları izleyip sapık fanteziler kurardı. Medya ondan başarılı ve hayırsever biri olarak bahsetse de o kendisinin hasta ve sapık olduğunu biliyor ve kendinden nefret ediyordu. Paranın elde edebileceği herşeyi elde etme gücüne sahipti ama o parayı elde edememek istiyordu. Eğer mantığını yenebilse tüm parasından vazgeçip fakir biri olmayı tercih ederdi ama bunu yapamıyordu.
Sevgili Günlük;
Bugün, beni yine annem uyandırdı. Ödevlerimi yaptıktan sonra televizyonda çizgi film izledim sonra servis geldi okula gittim. Okulda ilk ders matematikti tenefüste muratlarla maç yaptık. Bütün dersler bitince eve geldim, yemek yedik Bugün çok yoruldum şimdi de yatıcam. Resim dersinde arı çizdik.
3 Kişi bu yazıyı beğendi.
Beğen 
asil- Tarih :
02-07-2009| Kategori :
Kısa hikayeler |
0
Ceren’e
Serap ter içinde uyandı, yine aynı kabusu görmüştü. Küçüklüğünden gelen ve devam etmekte olan nadir şeylerin arasında bu kabus da vardı. Aslında basit ve anlamsız bir şeydi ancak yinede onu etkiliyordu. Saatine baktı, kalkma saatine 2 saat vardı. Tekrar uyumak istemediği için Eda’nın salonuna gitti, yurtta olsa baş ucunda okuyacak bir ton kitap olurdu. Oturdu, sessizlikte düşünüyordu. Karnı acıkmıştı kahvaltı edebilirdi ancak Eda’nın evinde rahat değildi. Sadece bir kahve yaptı. Daha sonra Eda geldi, normalde hayatta bu saatte uyanmazdı ancak yalnız yaşamaya alıştığı evindeki gürültüler ona garip gelmişti. Oda kendine bir kahve koydu ve beraber oturdular.
Eda: Hayırdır ? Erkencisin.
Serap: Yok bir şey ya ben bu saatlerde kalkarım.
E: Hadi canım, görende ilk kez bende kalıyorsun sanacak.
Normalde Serapla çok yakın arkadaş değillerdi. Serap sadece dışarıya takılacağı günler, gece yurda giremediği için Eda da kalırdı.
S: Kabus gördüm ya! Sonra da uyuyamadım, kalktım.
E: Hıı! Anlaşıldı şimdi. Ben kabus görmeyeli uzun zaman oldu, ama bende görmek istedim, heyecanlı olur herhalde. 
S: Bu pek kabus sayılmaz aslında saçma bir şey ilk kez görmüyorum zaten çocukluğumdan beri görürüm. O zamanlar çok korkuyordum tabii ama şimdi sadece etkiliyor.
E: Merak ettim… Anlatmak istermisin ?
S: Yok ya saçma bir şey zaten… Dalga geziyorsun zaten. Neyse anlatıyım. Ama şimdi, ben böyle anlatınca saçma gelecek sana 
E: ee! Hadi anlat artık !
S: Ya şimdi ben babaannemlerin evindeyim. Balkonda oturuyoruz. Sonra ben bir anda aşağı düşecek gibi oluyorum. Baya da yüksek, ellerim kayıyor. Sonra düşüyorum tam yere çarpacakken uyanıyorum.
E: Hmm.. Rüyada küçük kaç yaşındasın ?
S: Küçükken kendimi küçük görüyordum, büyüyünce rüyada da büyüdüm kendi yaşımda görüyorum yani.
E: Aslında korkacak bir şey yok, ben çözdüm olayını.
S: Ya bende korkmuyorum ama etkiliyor yani. Neymiş ?
E: Bilimsel bir şey bu söylediğim. Bak şimdi! Beyninin bilinçaltına kopyaladığı sahnelerle alakalı bir şey bu. Büyük ihtimalle; Sen küçükken babaannenlere gitmişsiniz. Sonra balkonda dururken annen sana “dikkat et düşüceksin!” demiş. Daha sonra beynin bununla başka yerde gördüklerini birleştirip sana bir tane düşme senaryosu yaratmış. Rüya olarak tabi. Çünkü rüyalarda bilinçaltı normale göre daha çok açık. Sende küçüklükten kalma düşme korkunu içinde abarttığın için, hala etkileniyorsun.
S: Alla Allah nerden yazdın şimdi bunu.
E: Belgeselde izlemiştim.
S: İlginçmiş. Ama mantıklı
Olabilir bak bu !
Eda daha önce rüyalarla ilgili bir belgesel izlememişti. Serap’ın rüyadan etkilendiğini görüp ona yardımcı olmak istemişti. Onu çok sevmemesine rağmen, onun iyi hissetmesini istemişti. Hem de yalan söyleyerek. Bu pek ona göre değildi, ama uydurduğu şey kendine de mantıklı geldi. Hatta küçük bir ihtimal bile olsa gerçek olma payı vardı. Belki de bunu gerçekten duydu ve bilinçaltı da sakladı.
Olabilir bak bu! Mantıklı….
Eda’yı tanımak için tıklayın!
0 Kişi bu yazıyı beğendi.
Beğen 
Yaşamında otobüs kullanan hemen herkes, bir kerede olsa yanlış otobüs veya dolmuşa binmiştir. Bugün böyle bir durumda neler hissediyoruz, onları inceleyeceğiz.
Böyle durumlar genelde aceleli durumlarda başımıza gelir. Beynimiz gelen otobüsün numarasını, beklediğimiz numara gibi görmemize sebep olur ve “ohh hemen geldi” diye atlarız içine. Yanlış otobüsde olsa aynı noktadan bindiğimiz için, bir süre aynı yolu kullanır. Bu bizim için tehlikeli bir şey, çünkü aynı yolu kullanma süresi uzadıkça, içinde bulunduğumuz otobüsün, doğru otobüs olduğunu düşünürüz. Bu düşünce bazen öyle noktalara ulaşır ki, otobüs başka yerlere de gitse “heralde bişey var ondan böyle” diye otobüste oturmaya devam edersiniz. Ve ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın “döner birazdan” piskolojisine girersiniz, aslında içinizde bir şüphe vardır ve bir müddet sonra şüphe iyice artar. Sonra anlarsınız yanlış olduğunu. Yanlış bindiğini fark etme olayı, değişmeyen bir şeydir ve mutlaka olur. Belirli çeşitleri vardır.
Kadının biri durdurur ve sizin “salak gibi” yapmadığınız şeyi yapar. “Bu şuradan geçer mi ?” ( İşte bu kadın, sizin şu anda yaşadıklarınızı daha önce yaşamış ve ders almış bir kadındır.) Adam “geçer” diye cevaplar sizde “hönk ne alaka ya” dersiniz. Artık anlamışsınızdır.
Veya
Artık gideceğiniz yerden baya bir uzaklaşmışsınızdır ve “ne oluyor yaww, bu dönmez artık” dersiniz.
Hissedildikden sonra yapılan şeylerde, kendi arasında ayrılır.
Bazıları yanındakine, bazıları şöföre sorar. Bazıları ise kimseye bir şey demez “salağım ben” der kendine ve iner. Bazıları yanlış bindim diye yaygara çıkartıp parasını geri almak ister. Yapılması gerekense; nerde inersem en hızlı şekilde giderim diye, bir kar zarar hesaplaması yapıp öyle inmektir. Tabi daha önemlisi “nerden geçer” teyzenin yaptığını yapmasak bile, tabelaya düzgün bakmaktır.
0 Kişi bu yazıyı beğendi.
Beğen 