Eurovision 2010

eurovision_2010_logo

Eurovision’un bir müzik yarışması olduğunu düşünmediğimden oturup pek bakmam, ama bu yıl eurovision 2010 finallerini  izledim. Genel olarak beğendiğim bir ülke olduğunu söyleyemeyeceğim. İzlerken bir tek Almanya fena değil bizimkilerde iyi demiştim. Bence diğer ülkelere bakıldığında birinciliği Manga hak ediyordu diyorum. Diğer ülkelere bok atmak gibi olmasın ama yarışmaya katılan müziklerin her biri çok tanıdık geldi bana sanki daha önceden dinlemişim yada piyasada çalan müziklermiş gibilerdi. Birtek farklı birşeyler dinlediğimi Almanya ve Türkiye’de fark edebildim. Sonuç olarakta Almanya 1. Türkiye 2. oldu zaten. Eurovision yarışması en baştan beri ülkelerin birbirlerini yağlayıp bağladığı bir yarışma oldu bana göre, zaten sunucuda sürekli şu ülkeden puan almamız zor şu ülke bize hiç puan vermiyor diye söylenip duruyordu. Madem müzik söz konusu yıllardır hiç mi beğenmediniz muziğimizi ?

Almanya’nın eurovision parçası

Lena Meyer – Satellite


Türkiyenin eurovision parçası

maNga – We could be the same

2 Kişi bu yazıyı beğendi.

o samimiyetsizlik var ya…

İlişki bittikten sonra arkadaş kalma kararları falan alınır daha sonra göstermelik 3-5 bişey konuşulur arkasında muhabbet tamamen kesilir ve uzaktan bir takip başlar ya, aradan uzun zaman geçer aradaki buzlar biraz erir MSN den sohbet falan edersiniz hani. Naber nasılsın ? İyi sen nasılsın iyi böyle böyle şöyle şöyle. Daha sonra muhabbet biter aslında söylenicek binbir şey varken siz söyleyeceklerinizi 300 kez tartar sonra da söylememe kararı alırsınız. Konuşucak çok şey vardır ama konuşmazsınız. Konuşacak bir şey yok durumu olur işte o çok komik geliyor bana :D

Bugün msn de takılma kararı aldım Eski kız arkadaşlarımdan biriyle rahatça konuştuk biraz arkasından sınıf arkadaşlarımla konuştuk. Ne güzeldi ama eski kız arkadaşla bu kadar rahat konuşmak için aradan 2 yıl geçmesi mi gerekiyordu bunu da merak etmedim değil yani. Kısacası ben diyorum ki rahat olmak lazım…

4 Kişi bu yazıyı beğendi.

lost bitti

lost

Lost’daki onca gizem merak ve bilinmeyenin çoğunun hiç bir yere bağlanmaması bağlananlarında sinir bozucu bir şekilde anlamsız olması herkes gibi benimde sinirlerimi bozdu. Keşke diziyi yarım bıraksalardı bile dedim kendime. Dizinin ilk 2 sezonunu izlediğim zaman bundan çok daha iyi bir son bekliyordum. Bu konuda bir çok insan benim gibi düşünüyormuş sözlükten okudum biraz hakkında çok konuşmak istemiyorum. Lost sezon 6 hakkındaki düşüncelerimi dünya ile paylaşmak istedim ve ortaya şöyle birşey çıktı. :D

Eğer diziye başlamadıysanız başlamanızı önermiyorum. Bizim 6 yıl boyunca öğrenmeye çalıştığımız şeyi şurdaki videodan 3 dakika içinde öğrenebilirsiniz. :D

İşte bunlarda ekşide yazılanla. Benden bu kadar Lost ile işim bitti :D

Ayrı eve özenmeyin !

Bu yazı gerek öğrencilik, gerek başka nedenlerle babaevinden uçup kendi evine geçen veya geçecek olan genç yaştaki arkadaşlar için hazırlanmıştır. Diğer bir yönden oğlunun yuvadan uçmasını istemeyen annelerde bu yazıyı çocuklarına göndererek onu caydırmayı deneyebilirler.

Öncelikle ne kadar güzel olursa olsun hiç bir ev, o büyüdüğünüz,  akşam “yemek hazır” nidalarının yükseldiği, bazen kavga gürültü ettiğiniz, arkadaşlarınızı getirdiğiniz zaman ananızın babanızın rahatsız olduğu, çamaşırlarınızı kirliye attıktan sonra sihirli bir şekilde ütülenip dolaba yerleştiği, son ödeme günlerinin sizinle bir alakası olmadığı o evin yerini tutamaz. evde olağan dışı durumlar varsa o ayrı tabi.

Herşey üniversiteyi ertelemem ile başladı. Önce fotoğrafçılık yaptım, otelde kalırken keyfim yerindeydi çünkü ben sadece işimi yapıyordum. Geri kalan herşey bir şekilde halloluyordu. Daha sonra fotoğrafçılık sezonu kapandı bende eve döndüm kısa süre sonra. Karşıma çıkan  güzel bir fırsatı değerlendirerek Antalya’dan / Cennet’den, Ankara’ya / gerçek dünya’ya taşındım.

Ankara’da bir akraba bulunmayınca haliyle bir ev tutmak şart oldu. Oda tek başıma olamayacağı için işyerinden yeni tanıştığım insanların yanına ev arkadaşı oluverdim.

İlk zamanlar ayrı evin verdiği gaz ile mutluluk içersinde yaşayıp gidiyorduk. Bu mutluluk 3 ayın sonunda suyun kesilmesi ile son buldu. Faturalar bir kenarda duruyordu ama biz onlar ödememiz gerektiğini fark etmemiştik. Daha sonra faturaların ödenmesi gerektiği ortaya çıktı.Neyse ki bu çok da zor bir şey değildi. ( Para varsa tabi )

Ev arkadaşımla ceplerimizi bozukluklara kadar boşaltıp faturaları ödediğimizde gördük ki 10 liralık fatura için 30 lira gecikme 33 lira açma kapama parası falan ödüyoruz. İşte o zaman birşeyler yerine iyice oturdu. Biz işimizi zamanında yapsakta maaşlar her zaman gününde yatmıyordu işyerimizde. Bu nedenle bitmekte olan ayın sonlarına ve gelen ayın ortalarına doğru bir sefalet bir açlık bir sokak çocuğu edasıyla yaşamımızı sürdürüyorduk. Milli yemeğimiz makarna artık can sıkıcı bir hal alsa da arada kendimizi motive ediyorduk tabi.Paramızı idareli kullanmalıydık ama bunu pek iyi başaramıyorduk. Hala daha mükemmel bir şekilde idare edemesekte ilk zamanlar kadar sıkıntılı değil.

Aradan bir süre geçtikten sonra eve alışma ve üşengeçlik durumu başladı. Bu durumda yaşanan şeylerde mutfağı bok götürmesi, camların şeffaflık özelliğini kaybetmesi, çamaşır yıkamama, sabahları farklı çoraplar giyip işe geç kalma durumlarının başlangıcı oldu. Çamaşır yıkamak gerçekten çok büyük bir iş gibi geliyordu. Kıyafetsizlikten makineyi ağzına kadar doldurup yıkıyorduk mecburen ama makine yıkama işini bitirdikten sonra çamaşırları çıkartıp asmaya üşendiğimiz için çamaşır makinesinin içinde bir kokuşmuşluk çamaşırlarımızı iğrenç kokutuyordu.Çamaşır sepeti de almadığımız için iş iyice can sıkıcı bir haldeydi. O haldeki çamaşırları giymek zorunda kaldığınız zaman, ahh anne! diyerek birşeyler yapmanız gerektiğini anlıyosunuz.

Ara sıra yemek yapmak zorunda olduğumuzda mutfakdaki bulaşık dağlarına giriyorduk. Oda pek bir can sıkıcıydı ki sormayın. Ara sıra evi temizleyelim hadi diye laflar söylesekte bunların çoğu boşa gidiyordu. Çok sık hastalık ve halsizlik durumları ile karşı karşıya kalmaya başlamıştık. Yine kıyafetsiz kalmaya başlayınca anladım ki bu şekilde hayat geçmiyor artık birşeyler yapmak şart. Odamı topladım biraz temizlik yaptım evi ev haline getirmek için hep birlikte hareket ederek bir şeylere çeki düzen vermeye başladık. Su, internet kesilmeden faturayı ödedik. Ütü yaptık. Ara sıra ev yine kötüye gitsede artık ilk zamanlar ki gibi değil. Bugün gidip çamaşır sepeti bile aldım. Git gide bu bekarlık işine alışıyorum. Siz siz olun çok heves etmeyin böyle şeylere. Yapmak zorundaysanız da üşengeç olmayın ! Sonra sonra anlamayın arkadaşlar.

4 Kişi bu yazıyı beğendi.

adobe ne yaptın be olum ?

cs5

Bildiğimiz gibi geçen günlerde Adobe CS5 hakkında tanıtım videolarını yayınladı. İşyerine bomba gibi düşen CS5 muhabbetlerinden sonra izlemesem meraktan nefes alamazdım. Hemen izleyeyim dedim kendime. Photoshop’a yeni eklenen özellikleri görünce o eskiden söylediğim EN İYİSİ CS2 abi dediğim günleri şöyle bir gözümden geçirdim de Adobe bana bu sözlerimi şahane şekilde geri aldırdı diyebilirim. Sorunlu CS3 after’ından kurtulmak için CS4 e geçmiştim CS4 de keyfim yerinde derken CS5 in videolarını görünce heycandan titrer oldum.

En çok ses getiren özellikleri şüphesiz, Content-Aware Fill, gelişmiş puppet tool ve yeni boyama fırçaları olacak photoshopda ayrıca şu 3D harf olayı da harika olmuş çok büyük eksikti. Artık C4D de kasmadan rahatça 3D harfler yapabileceğiz. 64 bit sayesinde nihayet tam performans çalışabileceğiz

ANCAK !!!!!

İşlerin bu kadar kolaylaşmas piyasada ben bu işi biliyorum diyen kişinin çoğalmasına ve doğal olarakta maaşların düşmesine sebep olacak. Aslında biz bunları bir şekilde yapıyoruz sen en iyisi bunları bu kadar kolay hale getirme adobe diyeceğim ama dilim varmıyor. Sen bildiğini yap en iyisi. Bundan 5 yıl sonra işler ne kadar kolaylaşır düşünmek bile istemiyorum.

memleketimden fiyat manzaraları

Picture 5Uzun bir zamandır SLR fotoğraf makinesi almak istiyorum. İşyerinde de benim gibi almak isteyen arkadaşlar çıkınca istemeden de olsa  uluslar arası fiyat araştırmasına girdik. Sonuçlar insana neden Türkiye de yaşıyoruz ?  Sorusunu sorduracak şekildeydi tabikide. Yüksek kar ve yüksek gümrük tutarları nedeniyle Türkiyeden elektronik ürün almak pek zekice bir hareket olmuyor günümüzde burda 2.400 ytl civarı bir satılan DSLR fotoğraf makinesini Çin de 800 liraya almak mümkün.  Bunu öğrendikten büyük bir hayal kırıklığına uğradım, aynı hayal kırıklığını 450$ lık ipad’in Türkiyede 2000 lira civarında satıldığını görünce de yaşamıştım. Sonra fotoğraf makinesi alma işini biraz erteledim ve uzun zamandır almak istediğim Macbook için derin araştırmalara girdim. Araştırmaya Apple Store dan başladım  ve sonuçları ortaya koyuyorum.

ürün özellikleri:

Macbook Pro

  • 2.53GHz Intel Core i5
  • 4GB 1066MHz DDR3 SDRAM – 2X2GB
  • 500GB Serial ATA Drive @ 5400 rpm
  • SuperDrive 8x (DVD±R DL/DVD±RW/CD-RW)
  • MacBook Pro 17-inch Hi-Resolution Glossy Widescreen Display
  • Backlit Keyboard (English) & User’s Guide

Apple Store Fiyatı: $2,299.00

Elmacıpazari Fiyatı: 3369 usd – fiyat daha yüksek olmasına rağmen i5 işlemci değil coreduo işlemci veriyorlar yanında.

Daha pahalı olması bir yana standart i5 işlemcili bir Macbook Pro sahibi olmanız malesef mümkün değil. Çünkü kendi kafalarına göre bir paket yapmışlar size sadece bunu satıyorlar. Burdaki fiyat farkı 1000$ civarı şimdi başka ürünlere bir göz atalım.

Ürün Özellikleri

Mac Pro

  • 2 x 2.93GHz Quad-Core Intel Xeon 5500 seri işlemci 8MB L3 ön bellek (işlemci başına)
  • 8GB (4 x 2GB DIMM) 1066MHz DDR3 ECC SDRAM
  • NVIDIA GeForce GT 120, 512MB GDDR3 bellek,
    (dijital çözünürlük  2560 x 1600 piksele kadar
    analog çözünürlük 2048 by 1536 piksele kadar)
  • Mini DisplayPort ve dual-link DVI video çıkış
  • 1TB Serial ATA (3Gb/s); 7200 rpm
  • 18x SuperDrivet çift katman destekli (DVD±R DL/DVD±RW/CD-RW)
  • Bluetooth 2.1 + EDR (Enhanced Data Rate)
  • 3 x open full-length PCI Express 2.0 expansion slots with mechanical support for 16-lane cards; 300W combined maximum for all PCI
  • Express slots
  • 2 bağımsız 10/100/1000BASE-T Ethernet
  • 4 x FireWire 800
  • 5 x USB 2.0
  • kulaklık girişi ve speaker
  • Optical digital audio giriş ve çıkış TOSLINK kapısı
  • Analog stereo line-level giriş ve çıkış minijack
  • Mini DisplayPort to DVI Adapter (opsiyonel) ile DVI çıkış
  • Mini DisplayPort to Dual-Link DVI Adapter (opsiyonel) ile  dual-link DVI çıkış (ACD 30″ için)
  • Mini DisplayPort to VGA Adapter veya DVI to VGA Display Adapter (opsiyonel) ile VGA çıkış
Apple Store Fiyatı: 4,899.00$

Elmacıpazari Fiyati: 9429.00$
görmüş olduğumuz gibi aradaki fark biraz daha arttı. ipodlarda da durum farksız
64GB ipod touch için

Apple Store Fiyatı: 399$

Elmacıpazari Fiyati: 536$
Gelelim iphone madurlarına :D işin en çarpıcı ve en üzücü kısmı ise bu. Elmacıpazari veya bilkom iphone stoğuna sahip olmadığı için fiyat karşılaştırmasını hepsiburada ile yapıyorum.
Iphone 3Gs 16 gb

Hepsiburada Fiyatı: 1.598,99 TL
Apple Store Fiyatı: 199$

Yurt dışında Apple firması bir alternatif seçenekken Türkiye’de malesef biraz lüks’e giriyor. Normalde PC yada MAC arasında bir fiyat farkı olmamasına rağmen iş Türkiye’ye gelince MAC birden sosyete işi oluveriyor. 200 dolarlık bir ürün buraya gelince 1100$ oluveriyor. Dolayısı ile alıcı azalıyor. Eğer fiyatlar yurtdışı ile eşdeğer olsaydı şu anda Türkiyedde MAC kullanımı oldukça yüksek olurdu diye düşünüyorum. Türkiyede çakmasını alamadığınız fiyata yurt dışında orjinal sıfır Iphone sahibi olabiliyorsunuz. bir de Amerikadan istediğiniz ürünü getirebilmeniz için size kargo adresi sağlayan firmalar var. Ben 2 tanesine rastladım bunlardan bir tanesi Amerikadaniste.com. siz istediğiniz ürünü internet üzerinden satın alıyorsunuz. adres olarak Amerikadaniste şirketinin size sağladığı adresi kullaıyorsunuz onlar ürünü teslim alıp size gönderiyorlar böylece Apple Store dan alışveriş yapabiliyorsunuz mesela. Gümrük olayını öğrenmek için iletişim formundan mail attım. Ertesi gün Amerikadaniste.com’dan Levent bey beni beni aradı ve yaklaşık yarım saat konuştuk ve 2100 dolarlık bir Macbook Pro için 400-600 dolar masraf ödeyerek (vergiler, gümrük dahil) kapıma kadar gelmesini sağlayabiliyormuşum. Üstelik tamamen yasal ve garantili bir şekilde. 500 dolar gümrük ödememe rağmen alacağım ürün (ki kendisi Türkiye’de bulunmuyor) bana Türkiyedeki alt özellikli olanlarından çok daha ucuza gelmiş oluyor. Tabi en iyisi Amerikaya falan giden bir tanıdık varsa ona aldırmak  ya da kendinizin gidip alması. Çünkü Türkiyede elinizi atasınız gelmiyor bu fiyat farkını gördükten sonra.
1 Kişi bu yazıyı beğendi.
 
image
image
 

Twitter

Follow @asilbalaban (42 followers)
 
 

Flickr’den Son Resimler

A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
 
 

Alexa’da Asilblog

27.8.09 - 12,314,767
27.8.09 - 10,361,640
30.8.09 - 7,966,344
01.9.09 - 8,935,067
05.9.09 - 7,438,133
12.9.09 - 5,484,499
19.9.09 - 5,157,079
25.9.09 - 4,395,617
6.10.09 - 4,025,378
11.10.09 - 3,734,125
13.10.09 - 3,572,392
03.11.09 - 3,301,227
15.10.09 - 3,580,429
18.10.09 - 3,585,024
23.10.09 - 3,618,303
25.10.09 - 3,624,801
17.11.09 - 2,997,438
03.01.10 - 2,981,682
10.01.10 - 3,294,238
03.06.10 - 2,836,483
18.06.10 - 1,983,468
23.06.10 - 1,819,356
01.07.10 - 1,596,673
Alexa'da Asilblog