Türkcell 3G

2 3G ile ilgili yazılmayan şey kalmadı bende eksik olmayaym bende birşeyler yazayım bari. İstanbul’da 3G den haberi olmayan insanlarla ilgili bir haber vardı geçen günlerde TV’de. Sanki olamaz demiştim izleyince ama gidince anladım ki harbiden olamazmış. İstanbulda bütün billboardlarda 3G var o yetmezmiş gibi kocaman apartmanların üstlerini 3G reklamlarıyla kaplamışlar. Kadıköyde de 3G tır’ı tanıtım yapıyordu kayıtsız kalamadım girdim. Pardus’un sitesinden download denedim saniyede 600 kb a yakın bir download beni benden aldı. Asilblog a girdim facebook a baktım bide üstüne twitter statüsümü güncelledim. Ohh güzel oldu valla. Ordayken insan alayım şunlardan bir tane ne güzel bak diyor kendi kendine. Heryerde jet gibi internet. Nihayetinde evde bile o kadar hızlı değil dimi ? Ama dışarı çıkınca etkisini kaybediyor hemen. Çünkü fiyatlar biraz tuzlu ama düşerse neden olmasın!

Sat malını, koy bir liranı cebine.

pazar-wpDün annemle pazara gittik. Annem beni işyerinde görünce hadi pazara gidelim de sende poşetleri taşırsın şeklinde bir yaklaşımla bana Pazar teklifinde bulundu, bende kabul ettim. Bir ara eski Pazar günlerim aklıma geldi. Küçükken de dedemle ve anneannemlerle pazara giderdim. Ve arkadan takip ederek bütün pazarı yürürdüm. Arada oyuncaklara gözüm takılırdı çok isterdim ama söylemezdim annemlere. İşe yarıyormuşum gibi hissetmem içinde elime yarım kilo ya da 200 gr bir şeyler verirlerdi. Bende onları “bana verilen görevi başarıyla gerçekleştiriyorum” düşüncesi içinde taşır dururdum. Küçükken pazardaki adamların bağrışmaları çok hoşuma giderdi. “Tane bir milyon! 3 Tane bir milyon, 3 kilo 1 milyon”(Telafuz aşamasında “deaaynnee biarr milyooaan”, “Wüüaaççhh kilooo biii meillyonnn”  şeklinde duyulabilir) Bunlar yıllardır pazarda değişmeyen bağırmalardır,yani hangi yıl, hangi çağda olursanız olun. her pazarda illaki 3 tane 1 milyon duymak mümkündür. Zaten adamlar da kar zarar hesaplamalarını nasıl yapıyorlar onu anlamak mümkün değil. Her şeyi 1 milyona endekslemişler. 1 lira onlar için çok önemli. :D Adam kilosunu 50 kuruştan satıyor ama sorunca. “2 kilo 1 milyon abi” şeklinde bir cevap alıyorsunuz. Küçükken 10 – 11 tane mısırı 1 liradan satarlardı. Şimdi fiyat değişmemiş yine 1 lira ama 5 tanesi. Pazarcılar da 1 lira fantezisi dışında gruplayarak satma fantezisi var. Mesela maydanoz satan teyzeyi ele alalım. Ben 7 yaşındayken 3 tanesi ya 250 ya da 500 bindi. Şimdi 1 liraya tamamlamış fiyatı. Tamam da 11 yıldır neden bunlar hep üçü bir arada satılıyor ?  Öyle ki, bazıları 3 tanesini lastiklemiş birbirine tekli alamıyorsunuz maydanozu, birde diğerlerine rekabet olsun diye akşam fiyatı 4 tanesi 1 milyon a geçen var, onları saymıyorum bile. Pazarlar karışık yerler ama  bundan benim anladığım şey: düz pazarcı mantığı sat malını, koy bir liranı cebine

Oha ya çok heycanlı.

6730_121900623912_535343912_2092964_2852292_nBu kadar sokak ağzı bir başlık atıcağımı tahmin etmezdim. Özellikle de bu bloğa. 9 gün kaldı 4 gün sonra uçuyorum İstanbul’a, bir ara defterime “günler şimdi geçmek bilmiyor ama bir gün yatakta uzanırken erkesi gün sınav var diye heyecanlanacağım” yazmıştım. O güne çok az kaldı ve günler cidden çok hızlı geçti. Bugün yeni bir çalışma yaptım portfolyoma. Ve düşünüyorum da o çalışmaları mülakatta yere koymama gerçekten çok az kaldı. Umarım en iyi şekilde kazanacağım sınavı. Hadi bakalım.

Bide şu yazıyı okuduysanız. Artık burda kardeşim mehmetcan da yazıyor asilblog’da. Kendisi biraz abartmış durumu sanki hiç istemiyomuşum gibi. Tamam belki biraz istemiyordum, ama bloğun adresi değiştikten sonra hiç bir sorun yok yazmasında. :P

Yaklaşık 2-3 yıl önce dandik defterlerimden birisine yazdığım saçma ve yarım yamalak hatırladığım bir yazı var, onu bizim terasta romantik bir gecede hamakta sallanırken mehmetcana okumuştum. Hem çok karanlıktı, hemde kendi yazımı okuyamadığım için arada duraksayarak okuyordum ve ben bile keyif almıyoddum okuduğumdan. Ama o bana “kanka sana bişey diyim mi ? Yazmayı sakın bırakma!” demişti. İşte o günden sonra daha bi zevkle yazmıştım yazılarımı. Blog açma sebebim ceren’dir o ayrı konu :D  :D  :D   ama yazılarımın ilk eleştirisini kardeşimden almıştım. Şimdi beraber yazıyoruz. Beraber el atacağımız konular olacak bloğa renk geldi diyebiliriz.

O öyle değil, burdan tutmazsan canın yanar.

Çevremdeki insanlar bana öss sonucumu soruyorlar. Herkese bir açıklama yapmak zorunda kalıyorum kimse yetenek sınavı nedir bilmiyor galiba. Öss bizim için sadece 1. Aşamaydı. Benim sınavıma 21 gün daha var. Ohh ne güzel 21 gün daha var demiyorum yanlış anlaşılmasın. Sınav 2 gün sonra olsa çok mutlu olurdum herhalde. Artık sıkıldım beklemekten ve hazırlanmaktan bir an önce sonucu görmek istiyorum. Çabamın ve istekliliğimin karşılığını alabilecek miyim merak ediyorum. Korku, heyecan, bekleyiş, umut gibi duyguları o kadar çok yaşadım ki artık hepsinden sıkıldım. Hayal kurdum, 1000lerce defa canlandırma yaptım. Aslında sınavı kafamda 1000000 kez yaşadım. Ama henüz gerçekleşmedi. Sınav günü tekrar tekrar kafamda yaşadığım sınavı, gerçektende olsa tekrar yaşamak bana sıkıntı verecek. Yapamama, başaramama korkusundan çok bıkkınlık olacak artık beynimde. Son zamanlarda üniversite seçimi için çok fazla kişiyle tanıştım. Herkes bana bir şeyler söyledi. Ne dendiğini burada açıklayamıyorum henüz. Ama yakında her şeyi çatır çatır yazma imkanı bulacağım. İnanıyorum olacak. Sonucunda mutluluk ve rahatlık var bu sınavım.

Bu sıralar sizleri sürekli yeni yazılara boğamıyorum, üzgünüm. Umarım bundan sonraki yazılarım kazandığımda hissettiklerimle ilgili olur. Artık beynim bulanık, üniversite bana çok yakın geliyordu. Sınav yaklaştıkça uzaklaşıyor sanki. Çok hazırlandım, her şey tamam kazanabilme yetim var ama neden böyle bulanık gözüküyor onu anlamıyorum. Kafamı diğer olasılıklardan arındıramıyorum. Sınav günü şansın devreden çıkmasını istiyorum. Umarım gerçekten hak etmiş olan ve gerçekten orda olması gereken kazanır. Tüm rakiplerime başarılar diliyorum. Hak eden alsın götürsün.

Maykıl da gitti

2009-06-26-Michael_Jackson_1971_got_to_be_thereHayır ben peter pan’ım

Bugün uzun zamandır yapmadığım birşey yaptım. Açtım televizyon izledim. 3 gün kadar önce micheal jackson’un öldüğü haberini almıştım. Küçükken çok severdim onu, danslarını falan izler dururdum. sonra bir anda sildi kendini dünyadan. Son zamanlarda yaptığı hiç birşey olmayınca bizde unuttuk onu. Açsam müziklerimi albümlerinin hepsi vardır ancak hiç birini dinlediğim yok. TV bana micheal jackson’u hatırlattı, ama öldükten sonra.

Aslında onu ölmeden önce bu kadar tanımıyordum. Bügün arka arkaya sürekli yayınlanan biyografisini izleyince ne kadar garip ve farklı biri olduğunu anladım. Biraz sorunlu ve sıyırmış birisi ona bişey diyemem ama yineden iyi birisi gibi. Onunla canlı tanışmak istedim… Ama artık micheal jackson’un elini sıkma ihtimalim yok. Karşılıklı oturamayız, onla konuşamam. Yaşarkende bunun ihtimali çok düşüktü ancak yinede bir ihtimal vardı. Şimdi yok. Keşke ölmeden önce onu bize böyle gösterselerdi. Bu durum sadece onun için değil, herkes için geçerli. O yüzden millet gebermeden yapılması gerekenleri yapmak gerek…

Belediyelerin tartıcı çocuk politikası

Tartıcı ÇocukEskiden filmlerde görürdük insanlar işlerden çıkartılır onların yerlerine son model robotlar konurdu. Film izlenirken anane ve dedeler üzülür ve bunları gerçek zannederlerdi. O zamanlar üzülmelerine pek gerek yoktu ama artık var! Artık insanlar yerine robotlar kullanılabiliyor, bu yazımda bu konuyla ilgili bir örnek vereceğim.

Bir zamanlar şehir içinde çarşıda yürürken tartıcı çocuklar gelip, “abi! tartayım okul harçlığı, yemek parası” gibi sözlerle bizleri tartmak isterlerdi. Ara sıra bu çocukların zabıta görevlileri tarafından kovalandığını görürdük. Herhalde küçük çocukların fiş, fatura kesmelerini istiyorlardı. Ama artık bu çocuklara rastlamak pek mümkün değil. Çünkü onların fiş kesmesini sağlayamayınca , onların yerine son model elektronik tartılar koydular. Bazıları sadece kilo değil boy ve burç da ölçüyor. Görünüş olarak ışınlanma makinesine benziyorlar, üzerinde de çocuk esirgeme veya engelliler için yapıldığı yazıyor. Galiba belediyedeki görevliler bir çocuğun tartıcılıktan ne kadar para kazandığını hesaplayıp fena para olmadığına karar verip sonra da tartıcı çocukları işlerinden ettiler. Şimdi o çocuklar da peçete ve gül satmaya başladılar. Seneye çarşıda peçete, gül veren ve bozuk parayla çalışan makineler görürseniz şaşırmayın belediye çalışmak isteyen çocukların fikirlerini çalıyor.

 
image
image
 

Twitter

Follow @asilbalaban (42 followers)
 
 

Flickr’den Son Resimler

A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
 
 

Alexa’da Asilblog

27.8.09 - 12,314,767
27.8.09 - 10,361,640
30.8.09 - 7,966,344
01.9.09 - 8,935,067
05.9.09 - 7,438,133
12.9.09 - 5,484,499
19.9.09 - 5,157,079
25.9.09 - 4,395,617
6.10.09 - 4,025,378
11.10.09 - 3,734,125
13.10.09 - 3,572,392
03.11.09 - 3,301,227
15.10.09 - 3,580,429
18.10.09 - 3,585,024
23.10.09 - 3,618,303
25.10.09 - 3,624,801
17.11.09 - 2,997,438
03.01.10 - 2,981,682
10.01.10 - 3,294,238
03.06.10 - 2,836,483
18.06.10 - 1,983,468
23.06.10 - 1,819,356
01.07.10 - 1,596,673
Alexa'da Asilblog