Sen benim, o senin… Ben senin…

Bu sabah annemle yaptığım “kahvaltı sohbetleri” esnasında önemli bir bilgi edindim. İzmir’in Bergama ilçesinde bulunan Allianoi adlı antik kent, Yortanlı Barajı gölet alanı olmuş. Bu şu demek, baraj su tutmaya başlayınca Allianoi falan kalmayacak.

DHA’nın haberine göre, 1993 yılında baraj inşaatına başlanıldığında buradaki tarihi eserlerin varlığı fark edilmiş. Kazı çalışmaları yapılmış, Su Perisi heykeli bulunmuş, dünyada büyük ilgi uyandırmış. İki bin yıllık sağlık merkezi olduğu ortaya çıkmış. Neyse ben fazla uzatmıyorum burayla ilgili bilgileri web sitesinden ayrıntılı öğrenebilirsiniz.

Bu esnada, “barajcılar” kara kara düşünmeye başlamışlar biz bu tarihi eserleri ne yapacağız diye. Sonra çok parlak fikirler sunmuşlar; etrafına duvar örelim, gölün içinde adacık olarak yaşasın gitsin, artık insanlar dürbünle seyrederler. Bunu beğenmemişler, eserleri killi toprakla örtelim, daha sonra kazıp çıkarırlar demişler. Sonra çevreciler devreye girmiş mahkeme kararıyla projeyi engellemiş. Ancak sonra, “barajcılar” yepyeni fıstık gibi bir fikir bulmuşlar, madem kil olmadı, kumla örtelim, yani, gömelim demişler. Kültür ve Tabiat Varlıkları’nı Koruma Kurulu da bu fikri haklı bulmuş, e tabi kil ile kum arasında dünya kadar fark var. Sonuç olarak proje kabul edilmiş.

İşin başka bir yüzü şöyle, bu olanları duyan ve tepki gösteren bir çok insan gibi Tarkan Tevetoğlu da resmi facebook sayfasında Allianoi’da daha önce bulunduğunu ve ne kadar sevdiğini belirtmiş, ve eklemiş, “Ama ne yazık ki bugün Allianoi’nin kumla kaplanması ve baraj suları altında bırakılması için çalışmaların başlatıldığını öğrendim. Allianoi’nin korunması gerektiğine dair alınan hukuk kararının uygulanmıyor olmasına çok üzüldüm.”. Tabii bunun üzerine hiç şaşırmadığım olaylar oluvermeye başlamış. Çevre ve orman bakanı Veysel Eroğlu “Her işe burnunu sokma” diyerek Tarkan’ı eleştirmiş.

Bakan Eroğlu “Sanatçı arkadaş sanatıyla ilgilensin, herkesin bir ihtisası vardır. Herkes bilmediği bir konuya burnunu sokarsa çok yanlış olur. Ben şimdi kalkıp da onun sanatıyla alakalı bir şey söylesem ne derece yanlış olursa, onun da bir baraj ya da tarihi eserin korunmasıyla ilgili söyleyeceği şey fevkalade yanlıştır.” demesine rağmen bir de şöyle şeyler söylemiş;Orası ‘Allianoi’ değil. ‘Allianoi’ diye bir yer o kişinin uydurduğu bir kelimedir. Bunu ben ispat ettim. Bunu çok net söylüyorum. Bununla ilgili TRT’yi yanıltmışlar, bir tarihte belgesel diye hazırlamışlar. Belgesel olduğuna göre belgesini gönderin dedim. Böyle bir tarihi kayıt gösteremediler. Genel müdürken TRT’ye sert bir yazı yazdım. Neticede kendim baktım.
Orada Paşa Ilıcası adıyla bilinen Türkiye’nin her tarafında olan bir ılıca, kaplıca var. Geçmiş dönemde eski bir valimizin zamanında restore edilmiş. Beton duvarlar var. Mermerler konmuş. Sadece Peri Kızı adı verilen bir eser çıktı, Bergama Müzesi’ne kondu. Her tarafta olan mozaikler var. Çatı uydurma bir malzemeyle yapılmış. Çıkan  bir
sütun var, Peri Kızı var. Sütunlar korunacak. Üniversiteyle bilim adamlarıyla görüştük, koruma kurulları vesaire. Ne istiyorsunuz dedik. Burası zaten kullanıma kapalıydı. Onların istediği şekilde koruyacak tedbirler alıyoruz, örtüyoruz. İstenildiği zaman, gelecekte tekrar açılır kullanılır. Tarihi eserlere bir şey yaptığımız yok. Oraya biz 60 milyon lira para harcadık.

Şimdi Çevre ve Orman bakanı Eroğlu’na sormamak elde değil; Efendim siz “baraj” bakanı mısınız? Arkeolog musunuz? Oranın Allianoi olmadığını siz hangi “ihtisas”ınızla biliyorsunuz? Ne güzel konuşmuş sayın bakan, taş var mermer var.

Ama kazı başkanı Yrd. Doç. Dr. Ahmet Yaraş da “Allianoi dünyanın en iyi korunmuş ılıcası. 11 bin sikke, 400 civarında metal eser, 400 kemik eser, 800 tane seramik eser, 400 civarında cam eser çıktı. Sağlık Tanrısı Asklepios’un heykelleri de çıktı. 400 tane metal cerrahi tıp aleti var, dünyadaki en fazla cerrahi aletlerin çıktığı tek arkeolojik merkezdir. Bir tıp merkezidir. Sadece bu bile korunması için yeterlidir.” demiş.

Sonuçta ne olmuş? Birisi birinin işine burnunu sokmuş.

Ama kim kimin?..

Şimdi çevreciler harıl harıl uğraşıyor, kendilerini zincirliyorlar. Basının ilgisi de orada. Leman Sam ve Yavuz Bingöl de Tarkan’a destek olmuşlar. Umarım bütün bu çabalar boşa gitmez. Eylemlerden bir tanesine Ayşe Arman da katılmış. Böylece en kötü ihtimalle benim, sizin bundan haberiniz oluyor. Benim zaten aktif bir çevreci kişiliğim yoktur. Ama Tarkan sayesinde bundan haberim oluyor. İşte sanatçının görevi budur.

Bir kere şunu netleştirelim, bakanlar, iktidar, muhalefet, bizi yönetenler; o yaptığınız iş, sizin işiniz değil, bizim, halkın işidir. Siz halkın isteği dışında bir şey yapmaya kalktığınızda, halkın işine burnunuzu sokmuş olursunuz.

Bir sanatçının işi, insanları eğlendirmekten öte, toplumun kültüründen sorumlu olmaktır. Topluma örnek, öncü olmaktır. Yeri geldiğinde her sanatçı, ününü eleştiri için kullanır, bu burnunu sokmaması gereken bir durum değil, tam da görevinin çağırdığı durumdur.

Yani “ormancı”, sen “barajcı” olursan benim işime burnumu sokmuş olursun.

Sen benim işime burnunu sokarsan, o senin işine burnunu sokar. Ben senin işine burnumu sokarım.

Yedek Yazar, Rahn

———————————————————————————————————————————-

Daha ayrıntılı araştırmak isteyenler için ilgili yazılar;

Hürriyet’in Çevre ve Orman Bakanı Eroğlu’nun açıklamasına ilişkin yazısı; http://www.hurriyet.com.tr/gundem/15678165.asp

Allianoi Organizasyonu web sitesi; http://www.allianoi.org/

Ayşe Arman’ın Allianoi’de yapılan eyleme ilişkin yazısı; http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=15693068&yazarid=12

Ayşe Arman’ın Allianoi Kazı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Ahmet Yaraş’la yaptığı röportajın ilk kısmı; http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15698366.asp?yazarid=12

ne güzel, NE GÜZEL..

############

Gerçekten çok istediğiniz ve uğrunda bir ton fedakarlık yaptığınız birşey sizden daha az çabalayan birine gider.

Sağlık raporu için hastaneye gidersin. Nasılsın sorusundan sonra, tedavisiz rapor verilir.

Youtube’a, oraya, buraya giremezsin, yasaktır.

TV’de yayınlanan haberler sizi mutsuz eder.

İyi niyetiniz %95 ihtimalle suistimal edilir.

Her kırmızı ışıkta korna sesi duymak mümkündür.

Devlet yönetimi her zaman sorundur.

Sürekli bir yerler kazılır.

Adım atmak paralıdır.

Neden sorusunun cevabı her zaman havada kalır.

Sanat değersizdir.

Magazin çok izlenir, çok sevilir.

Para kazanmak zordur ama sizin bir ay gece gündüz çalışarak kazandığınız parayı başkası bir ay hiç bir şey yapmadan kazanabilir yada siz çalışırsınız başkası kazanır.

Polis hep olaylardan sonra gelir.

Yönetim mevcut sorunları çözmek yerine, kendi içinde yeni sorunlar yaratır onlarla meşgul gözükür / meşgul olur.

Üreten insanların değeri bilinmez, gururla yurt dışına gönderilir.

Destek veren insan bulmak çok zordur, herkes yıldırmacı ve eleştirmendir.

Seveni s**erler, S**eni severler.

############

Referandum’a doğru…

Asosyal ve düzensiz yaşam tarzım neticesinde, gündem bilgilerini medya yerine sosyal medyadan edinen birisiyim. Önümüzdeki, AKP’nin yeni anayasa paketine yönelik referandumda hem Evet hem Hayır için çok ciddi propogandalar akıyor. Evet’çilerin, ta kıyafetlere, selamlaşmalara kadar Hayır kelimesinden arınmaları, Hayır’cıların evet derseniz ahanda böyle olur şeklindeki açıklamaları tarafsız birisi için oldukça kafa karıştırıcı olabilir. Ama işin tuhafı, bu konuyla ilgili gözümün önüne bunca şey gelmesine rağmen, anayasa paketinin içinde ne olduğuna dair hala kesin bir bilgim ne yazık ki yok.

Şöyle ki; Hayır desteği olarak Akp’nin günümüze kadar zaten devam eden skandallarına dair paylaşımlar arttı. Ama kişisel görüşüm olarak bunlar konuyla alakasızdı. Bu partinin kamuoyuna yansıyan genel tutumu zaten böyle, ama Hayır’cıların en azından biraz daha güncel, daha açık savunmaları olmasını isterdim.

Ben de bunun üzerine, oturup araştırdım ve Anayasa Teklif Paketi’ni Habertürk kaynağıyla edindim.

http://im.haberturk.com/2010/03/22/anayasa_teklif_metni.pdf

Eğer siz de benim gibi, görüp duyduğunu önce daha bir sade, süslenmemiş haliyle görmek isterseniz buyurun inceleyin.

İlk izlenimlerim olarak diyebilirim ki, pek bir şey anlamamama rağmen, değiştirilen maddelerin birçoğunda yargıyla hükümetin ilişkilerinin arttığı bariz. Seçilecek komisyon veya kurullarda, üye sayısının çoğu herzaman devletle ilişkin organlar tarafından seçiliyor. Askeri Mahkemelerin yetkilerinin azaldığı da gözden kaçmıyor.

Bu arada, geçen gün televizyonda rastgele Tayyip’in referandum mitinglerinden birine denk geldiğimde “Mahkemenin meclisle bir alakası yok! Meclis seçmiyor, kendi meslektaşları oy kullanıp seçiyorlar!” şeklindeki söylemini de dile getirmek isterim. Teklif paketini okurken kulaklarımda çınladı resmen.

Bütün bunları göz önünde bulundurarak, ben Hayır diyorum. Ama herkesin de neden hayır diyeceğini bilmesi gerektiğine inanıyorum. Yoksa ilerde, bir başka hayırı bize karşı kullanabilecek kişilere de imkan sağlamış olabiliriz.

Yedek yazar, Rahn.

2 Kişi bu yazıyı beğendi.

iPhone ve sosyal medya

Bugün nihayet bir i̇phone sahibi oldum. Daha önce birçok kez i̇phone inceleme kullanma şansı bulduğumdan alışmakta hiç zorlanmadım. İlk is olarak wordpress, twitter, Facebook, messenger gibi applicationlari yükleyerek en bastan beri istediğim seyleri rahatça yapabilecek miyim diye teste giristim, ilk izlenimlerim gercekten çok iyiydi. Artık. bir çok yere netbook tasimayacagima eminim…  Telefonun en güzel yani bitmek bilmeyen ve kesfedilmeyi bekleyen uygulamalari gibi gözüküyor.

  İphone’un bir icim su olduğunu anlattığım ve iphone üzerinden yazdığım ilk blog yazısı olan bu yazı umarim i̇phone almak isteyelere yol gösterici bir kaynak olarak internet aleminde yerini alır.

1 Kişi bu yazıyı beğendi.

Nihayet iPhone..

Emektar telefonum artık sıkıcı bir hal almaya başladı. Uzun süredir benimle olduğundan ve saat dışında herhangi bir fonksiyonu bulunmadığından , sarj aleti olmadığından artık yeni bir telefon alma kararı aldım. Ancak alacağım telefon çok karmaşık olmamalıydı. Geçen yıl derginin arkasında resmini görüp bir gazla aldığım HP IPAQ 514’ü aşırı karmaşık olmasından dolayı kullanamamıştım. Yepyeni bir iPhone 4’e verecek param olmadığından, ve antenli çakmalarından hoşlanmadığım için bana uygun sade, güzel bir telefon aramaya başladım. Gezerken samsung’un B3310 modeli oldukça hoşuma gitti. Üzerinde qwerty klavye buluması oldukça güzeldi. Ayrıca kolay kullanımlı birşeye benziyordu. Bir kaç farklı markada benzer telefonları inceledikten sonra samsung almaya karar verdim. Almaya çok yakındım ama vazgeçtim. Nedeni ise bünyesinde wireless özelliği barındırmıyor olmasıydı. Madem qwerty telefon alıyorum ara sıra twitter’a girip bir statüs güncellerim diye düşündüm. 3G desteklemiyor, wireless’a girmiyor sadece mesaj çekmek için qwerty telefon mu alınır ? Hadi mesajlaşan biri olsam neyse.. İstediğim gibi bir telefon bulamadığımdan emektar telefonumu iş arkadaşlarımın sarj aletleri yardımıyla kullanmaya devam edeceğim…

Bu yazıyı yazmışım, ancak arşivde yayınlanmamış olarak duruyordu. Bugünkü bir gelişme sonrasında yayınlanmayı hak ettiğini fark ettim. Bu ay başında işyerindeki bir arkadaştan iPhone 3G alıyorum. Böylece telefon derdimi uzun bir süreliğine ve ucuz yollu olarak ortadan kaldırmış oluyorum. İstediğim her şeyi fazlasıyla karşılayan bir telefon alarak problemi kökten çözmeye karar verdim. Apple ile ilgili bu kadar yazıdan sonra Apple’ın bana para vermesi gerektiğini düşünüyorum. Apple yetkililieri kolumda Apple dövmesi var. Sürekli bedava reklam yapıyorum…  Sevgiler saygılar…

Apple piskolojisi

Saat sabah 05:00 benim için hala Pazar olsada artık resmi olarak Pazartesi günündeyiz. İşten eve yeni geldim. 2 gündür sürekli bilgisayar başında oturmuyormuşum gibi yine bilgisayar başındayım. Ama bu biraz daha tatil gibi. Uzanıyorum çünkü. Rahatça koltuğumdan yazıyorum, yanımda kedim kolumla oyun oynuyor, bende dinleniyorum. İşin henüz bitmemesinden kaynaklanan huzursuzlukla beraber aynı zamanda 3-4 saat sonra tekrar mesaiye başlayıp bitirecek olmanında verdiği garip duyguları yaşıyorum…
Son zamanlarda yine yoğun çalışıyorum, eve geldiğimde yazı yazacak piskolojide bulamıyorum kendimi, nihayet zorlada olsa o havaya girmişken defterime yazdığım konuları ele alayım dedim.

Şirkette genel nufus genç ve teknoloji takipçisi olduğundan yeni çıkan şeyler google reader ile eş zamanlı olarak şirkete düşer, konuşulur tartışılır. Zamanında iPad de bunlardan bir tanesiydi. Uzun süre inceledik, baktık, tartıştık ancak bir türlü görme, dokunma, koklama fırsatımız olmamıştı, derken şirkette çalışan birinin tanıdığı bir adet iPadle ziyarete gelince böyle bir fırsat yakalamış olduk. İlk başta olaydan benim pek bir haberim yoktu. Etrafta bir apple kokusu alıyordum ama emin değildim, işimde vardı pek celallenmedim. Daha sonra bana “dışarda iPad var” şeklinde bilgilendirme yapıldı. Hemen çıktım ancak iPad çoktan kalkmıştı. Hemen muhabbete dalıp buralarda iPad varmış gibisinden İpad’i elleme isteğimi belli ettim, sahibi kibarca verdi…
Tahminimden daha küçük, tahminimden daha az havalı, tahminimden daha farklı bir deneyimdi. Biraz kurcaladıktan sonra kendime bir iPad’im olsa çok mu mutlu olurum acaba diye sordum, ama olmam heralde… Sahip olmak istediğim birşey ama sahip olursam kullanırmıyım bilmiyorum. İşte Apple’ın kullanıcıları üzerinde bıraktığı piskoloji böyle birşey.

 
image
image
 

Twitter

Follow @asilbalaban (47 followers)
 
 

Flickr’den Son Resimler

A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
 
 

Alexa’da Asilblog

27.8.09 - 12,314,767
27.8.09 - 10,361,640
30.8.09 - 7,966,344
01.9.09 - 8,935,067
05.9.09 - 7,438,133
12.9.09 - 5,484,499
19.9.09 - 5,157,079
25.9.09 - 4,395,617
6.10.09 - 4,025,378
11.10.09 - 3,734,125
13.10.09 - 3,572,392
03.11.09 - 3,301,227
15.10.09 - 3,580,429
18.10.09 - 3,585,024
23.10.09 - 3,618,303
25.10.09 - 3,624,801
17.11.09 - 2,997,438
03.01.10 - 2,981,682
10.01.10 - 3,294,238
03.06.10 - 2,836,483
18.06.10 - 1,983,468
23.06.10 - 1,819,356
01.07.10 - 1,596,673
Alexa'da Asilblog